Yeniden Fazıl Hüsnü Dağlarca

11/10/2008 · Kategori: Siir Tahlilleri

Yeniden Fazıl Hüsnü Dağlarca

 

Ahmet Miskioğlu

 

Geçen Mayıs-Haziran sayımızdaki "Dağlarca'nın Adı" başlıklı yazımdan sonra, yazar arkadaşımız Mahmut Yağmur'la birçok kez konuştuk telefonla. Konumuz hep Fazıl Hüsnü Dağlarca idi. Yayımladığı kitaplarından, şiirlerinden, dil tutumundan, yurduna, ulusuna bağlılığından söz açtık Dağlarca'nın...

Bir gün dedi ki Mahmut Yağmur, "Ben, Dağlarca'yı görmeye evine gideceğim, onu gördükten sonra sizin yazıevinize de uğrayacağım."

"Olur, beklerim! Hem de Dağlarca üzerine ayrıntılı bilgiler de verirseniz çok sevinirim."

26 Mayıs 2008 Pazartesi günü, Mahmut Yağmur'dan bir telefon...

Yağmur, Dağlarca'yı görmeye gitmiş ama "Türk Dili Dergisi Yazıevi"ne uğrayamadan dönmüş oturduğu Çapa semtine.

Bana anlattı telefonla.

94 yaşındaki Dağlarca'nın sağlığı iyi imiş. Belleği yerindeymiş. Şiir yazmayı da sürdürüyormuş. Kendisine bu 2008 yılı içinde Yapı Kredi Yayınları arasında çıkan en yeni yapıtını imzalayarak armağan etmiş. Sait Faik üzerine yazdığı şiirler toplamı imiş kitap. Çok güzel bir baskı imiş.

Bol bol şakalaşıyormuş da... Mahmut Yağmur Türk Dili Dergisi'nden de söz açarak İzmit'e onunla birlikte gittiğimizi dergide yazdığımı söylemiş. Dağlarca da sevinmiş. Kitap ve dergi kâğıdı bulunmadığı yıllarda, kâğıt bulmak için İzmit'e gitmek bir serüvendi o zamanlar... "Evet doğru, öyle oldu; Ahmet Miskioğlu, hiçbir şeyi unutmuyor,"  demiş.

Yanında Ömür adındaki bayan, yardımcı oluyormuş her durumda ona. Dağlarca Tekerlekli sandalyede oturuyor, sandalyede arkaya doğru yaslanıyor, Bayan Ömür, onun her isteği için koşuşturuyormuş.

Mahmut Yağmur söyleşirken, güncel haberlerden de söz açmış, gazetelerde okuduğu yeni olayları açıklamış. Dağlarca'nın hiç yanından ayırmadığı bir radyosu var, düzenli olarak haberleri oradan öğreniyor Demiş ki Mahmut Yağmur"a:

"Ben haberleri yalnız radyodan alıyorum. Bu yetmiyor. Sen bana sık sık telefon et, böyle anlattığın gibi anlat, gazetelerden okuduğun her şeyi anlat."

Mahmut Yağmur da ona sık sık telefon etmeye başlamış. Ülkemizdeki bütün gazete haberlerini yansıtıyormuş. Son konuşmalarında, Dağlarca ona "Çok karanlık bir tablo çizdin" demiş. "Keşke aydınlık, yeşillik haberler topluluğu olsaydı da, onları yansıtsaydım size" diye yanıtlamış o da...

Dağlarca'nın "Diyaliz" [i]sorunu

Bir "diyaliz" sorunu varmış. Böbrekler görevlerini yapamadıkları, süzemedikleri için, sidik kana karışıyormuş. Kan temizlenmezse yaşamak olanaksız. Üç günde bir Marmara Üniversitesi'nin Sayrıevine götürülüp diyalizden geçiriliyormuş. Her gidişinde de dört saat diyalizde kalıyormuş.

Diyaliz işlemine bağımlı olmak çok güç. İnsan bedeni dört saat yoruluyor. Ama diyalizden çıktı mı kendini dinçleşmiş olarak duyumsuyor Dağlarca.

Adım Adım İzlemek

Mahmut Yağmur'la 13 Haziran ve 17 Haziran günlerinde de uzun uzun konuştuk.

Dağlarca, haberleri dinliyormuş, sorular soruyormuş. Çok canlıymış ama, ara sıra uyuklamaya geçiyormuş, sonra gene uyanıp konuşmaya başlıyormuş. Bu, dört saat "diyaliz"de kalmanın sonucuymuş. Gözleri de iyi görmüyor.

Ben, Mahmut Yağmur'a kulaklarını sordum. "Kulakları iyi" dedi. Ekledi: "Yüksek sesle konuşuyorum!"

Yanındaki Bayan Ömür anlatmış: "Diyaliz" için Marmara Üniversitesi'nin sayrıevindelermiş. Bir ara, Dağlarca, bırakmış kendini, ağzı bir karış açık kalmış. Nefes de almıyormuş. Telaşlanmışlar, doktorlar koşuşmuş. Meğer kan şekeri düşük imiş. Hemen doktorlar işe girişmiş. İyileştirmişler. Eve gelmişler. Doktorlar, eve de gelmişler.

"Dağlarca, 94 yaşında," dedi Mahmut Yağmur; "Aytmatov öldü," diye ekledi. "79 yaşında öldü."

"Dağlarca üzerine bilgiler, Gazete-Kadıköy ile Cumhuriyet'te de çıktı" dedim ona. "Egemen Berköz'e ilk ben duyurdum," diye yanıtladı.

Mahmut Yağmur, Amasya'da iken bir süre dergi çıkarmış. Dağlarca'ya da göndermiş dergisini. "Dizgi yanlışlarını düzelt!" demiş Dağlarca ona. İstanbul'a geldiğinde Aksaray'daki "Kitap Kitabevi"nde görmeye gitmiş Dağlarca'yı.

Mahmut Yağmur, o yıllarda, Dağlarca ve Oktay Akbal ile kimileyin birlikte olmuş... "Kaç yıllık dostluğumuz var Dağlarca ile!" diyor.

Dağlarca'ya Yoğun İlgi

18 Temmuz 2008 Cuma günü Mahmut Yağmur telefonla açıkladı.

Fazıl Hüsnü Dağlarca, "Acıbadem Hastahanesi"ne kaldırılıyor. Kadıköy Belediye Başkanı da girişimde bulunuyor.

Marmara Üniversitesi'nin sayrıevindekinden çok daha iyi bir bakım aranıyor. Olağanüstü ilgiden daha büyük bir ilgi isteniyor. Amaç, Dağlarca’yı kesin olarak iyileştirmek.

Dağlarca'ya kan veriliyor. Taze kan veriliyor. Burnundan gıda veriliyor, besleniyor. Dağlarca kendinden geçmiş gibi, kendini bırakmış gibi görülüyor ama, herkes çaba harcıyor, ona yardım ediyorlar.

Günler geçiyor.

İyi Haberler

Bu kez Mahmut Yağmur'dan değil, başka kanaldan haber verdiler: Dağlarca iyileşmiş. "Acıbadem Hastanesi"nden "İyileşti, alıp götürebilirsiniz," demişler. Bayan Ömür, evin asansörünün bozuk olduğunu duyurmuş. Bu kez, Ruşen Eşref Yılmaz , "Yaşlılar Bakımevi"ni önermiş.

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın kendisi ise, "Burada, Acıbadem Hastanesi'nde kalayım" diyormuş.

Yaşlılık-Yaşlanmak

Dağlarca'nın en eski arkadaşlarından Oktay Akbal, geçenlerde yazdığı "Yaşlılık Nasıl Şey"[ii] adlı bir yazıda şöyle söylüyor:

«Fransız yazarı Fontenelle'e doksanında bir hanım "ölüm bizi unuttu" der demez doksan beşlik yazar, hemen parmağını dudağına götürüp ‘sus' işareti vermiş. Ya bir de anımsarsa diye korkusundan!..» Şunları da yazıyor Oktay Akbal:

«Yaşlılık ne zaman başlar? Yaşlı diye kime denir? Öyleleri vardır doksanında yaşlı değildir. Bir ruh halidir yaşlılık diyeceğim ama birtakım kesin belirtileri de var yaşlılığın!.. Gözler görmez oluyor, yüz buruşuyor, bacaklar taşımıyor yükümüzü! En beteri de beyin görevini yapamaz hale geliyor. Ama ellisinde, belki daha genç yaşta da böyleleri yok mu? Yirmi, otuz yaşlarındaki yaşlıları da bilmiyor muyuz?»

"En beteri de beyin görevini yapamaz hale geliyor," diyor Oktay Akbal.

Biz çok iyi biliyoruz ki, Dağlarca'nın beyni pırıl pırıl...

*

"Ölüm bizi unuttu" diyormuş yaşlı bayan! Pek iyi, ölüm nedir?

Doğrusu inanamıyorum bir insanın yok oluşuna!

Nasıl yok olabilir insan?

Bu işte bir aldatmaca var gibi.

Yeryuvarda bir etkinliğin var; bir çevren var; bir düşünüş, bir anlayış evrenin var; yapacağın bir yığın iş, bir yığın çalışma var, capcanlısın; öyle iken, durup dururken çekip gidiyorsun! Olur mu böyle şey, olmalı mı?

Gerçek şu ki, ben, kabul edemiyorum!

Dağlarca da kabul edememişti gençliğinde, şöyle diyordu:

Kim aldatmış bu kadar insanı,
Ki kimsecikler aldırmıyor ölüme
Ölüm, ey göklerden büyük,
Sığdıramıyorum gönlüme.

Nasıl, yaşamayı bırakmak nasıl,
Bir memleket mi bu, bir elbise mi ki?
Ben nasıl yok olurum, anlamıyorum,
Dünya yok olabilir belki.[iii]

Evet, nasıl olur bir insanın çekip gitmesi, doğru mu bu? Doğanın düzeni doğru bir düzen mi?

Yaşamaktan bıkıp kendini öldürenler varmış.

Şaşılacak bir şey!

Gitmek isteyen gitsin. Ama, kalmak isteyen de kalsın. Bir özgürlük olmalı. İnsanoğlu kendisi karar vermeli gitmeye ya da kalmaya... Yaşlanmak nedir, yaşlanmakta bir haklılık var mıdır? Niçin yaşlanır insan?

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın "diyaliz" sorunları, Oktay Akbal'ın "Yaşlılık Nasıl Şey" yazısı, insanı düşündürüyor...


 

[i] diyaliz a.Fr.l kim. kimi maddelerin, başka cisimlere oranla, gözenekli zarlardan, daha kolayca geçmesi özelliğine dayanan bir kimyasal çözümleme ve arıtma yöntemi. 2 hek.bkz. hemodiyaliz.

hemodiyaliz a.Fr.hek. kanı, geçirgen bir zardan süzerek temizleme yöntemi. Ali Püsküllüoğlu, Türkçedeki Yabancı Sözcükler Sözlüğü, Arkadaş Yayınları, Genişletilmiş 2. Baskı.

[ii] Oktay Akbal, Yaşlılık Nasıl Şey, Cumhuriyet gazetesi, 22 Haziran 2008.

[iii] Fazıl Hüsnü Dağlarca, Çocuk ve Allah, Şiirler, İstanbul Varlık Yayınları, ikinci baskı, Ocak 1957, 319 sayfa.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »