|
Başar Başarır'ın öyküleri
Başar Başarır, son kitabıyla arayıştaki ataklığını daha da geliştiriyor görüldüğü kadarıyla. Bu kez görselliği de katıyor çünkü dağarına. Bu durum, onun ileride yayımlayacağı altıncı öykü kitabında bu bağlamdaki arayışlarını sürdüreceğini imliyor elbette. Eh, bir öykücüye de bu yakışır herhalde.
Orhan Kemal'i otuz beş yıl önce bugün, 2 Haziran 1970'te yitirmiştik. Onun öyküleri, romanları üzerinde "Kitaplar Adası"nda, öteki dergilerde aralıklarla duruyorum. Bu hafta ona değil, öykünün genç adlarından birine özgüleyeceğim yazımı. Üstelik kitabının adıyla da ünlenmiş bir öykücümüz bu: Başar Başarır. Kitabın adı: Getirin O Günleri Yakalım Bu Öyküleri (Doğan, 2003). Bu ad bana, Orhan Kemal'in Sarhoşlar'ındaki (1951, Sekizinci Basım, 1994) "Delibozuk" başlıklı öyküsünü anımsattı. Orhan Kemal de kahramanlarından birine şöyle söyletir bu öyküde: "Eski günleri getir, bugünlere gaz döküp yakalım." (110)Başar Başarır'ın, Orhan Kemal'den yaklaşık yarım yüzyıl sonra insanın içinde hoş esintiler uyandıran kitap başlığı, hem ustayı ölümünden şunca yıl sonra anmamıza olanak veriyor, hem de bir genç öykücü olarak kendisini odaklayıp öykülerine topluca bakabilme fırsatı getiriyor.Başarır, bugüne dek beş öykü kitabı yayımladı: Kent Kitabı (Armoni, 1992), Eski Şehrin Ayazı (Era, 1996), Nedir Hayat? (Dost, 2000). Sonra Doğan Kitap'tan iki yapıt daha: Getirin O Günleri Yakalım Bu Öyküleri, Çıktığınız Hevesle İniniz (2004). On beş yıla dayanan bir öykü birikimi!Ürünleri dikkate alındığında Başar Başarır'ın, öyküleme bağlamında kendisine üç ayrı eşik yarattığı söylenebilir. Bu öykücülüğü tam anlamıyla değerlendirebilmek için söz konusu eşiklere göz atmak zorunlu!
BEŞ KİTAP, ÜÇ EŞİK...
Başar Başarır, ürünlerini üç farklı öykü eşiği yönünde yapılandırmış görünüyor:1. Kapalı Öyküleme Eşiği: İlk iki kitapta bu eşiğe uygun görece "kapalı" öyküler karşılıyor okuru. Kuşkusuz bu eşikle birebir uyuşmayan örneklerle de karşılaşılıyor kitaplarda. Örneğin Eski Şehrin Ayazı'ndaki "Hayal Edilmiş Topraklar", "Yalan Kent", "Kötü Köy" üçlemesi birer açık öykü olmakla kalmıyor, yanı sıra kısa öyküye ferah, taze bir pencere açıyor. Üstelik bir çalım deneme tadı da değil şiir-metin etkisi bırakıyor insanda. Bu kadar da değil! Bu öykülemenin bir yanı alaysamayla karılıysa, öte yanı hüzünle, bunun da ötesi kara anlatıyla çevriliyor. Ancak "kara anlatı", Başar Başarır'ın ikinci öykü eşiğinde kendini gösteriyor daha çok. Bu üç metnin (Buna deneme tadındaki "Biz" de eklenebilir.) kısa öyküde onlarca yıl sonra da içerikçe, biçemce özgünlüğünü koruyabileceği kanısını taşıyorum ben kendi payıma.Ne ki modern öykülemede değil yalnız, gelenekçi çizgideki anlatımlarında bile kapalılığı yeğliyor yazar. Gerçekten de anlama kolayca geçivermek pek öyle kolay değil bu örneklerde, ama olanaksız da değil! İçine girildiğinde bir "kapalı şiir" izlenimi bırakacak yoğunlukta metinler bunlar.İlk eşikteki öykülemesinde yazarın, yoğun göndermelerle, çok katmanlı çağrışımlarla yüklü bir anlatım oluşturduğu, verimini dramatik anadamar yerine hep öyküsel imgelemeyle örülü dokuya dayandırdığı öne sürülebilir. 2. Açık Öyküleme Eşiği: Başar Başarır, üçüncü öykü kitabı Nedir Hayat? ile birlikte yeni bir eşik açıyor öykücülüğünde. Bu eşikte dikkati çeken ilk yan, öykülere eklenen dramatik anadamarla kendini gösteriyor. Öykü kişileri arasındaki söyleşim de ilk kez bu öyküler toplamında kendini gösteriyor. Alaysamalı anlatımın kara anlatıyla sarmalanışı dikkat çekici bir boyut sergiliyor. Ne ki bu alaysama nitelikçe yükseldiğinde kara anlatıyla taçlanırken düzey yitiminde düpedüz gülmeceye de göz kırpabiliyor. Üçüncü kitabıyla öykücülüğünde ikinci eşiğe girerken anlatım olanaklarını tam anlamıyla genişlettiği söylenebilir yine de Başar Başarır'ın. Yanı sıra bu kitabıyla yalnız kendi öykücülüğündeki çıtayı yükseltmiş de değil o, çünkü katkının Türk öykücülüğüne yönelik olduğunu da ekleyebiliriz gönül rahatlığıyla.Bu ikinci eşikte Başar Başarır, ilkinde göze çarpan özellikleri terk etmiş değil yine de. Yani simgeci, göndermeli anlatımını sürdürüyor, ürünlerinde yine öyküsel imgelerle yol alıyor, ama bunları dramatik anadamarlarla eklemlerken ustalıklı söyleşimler de yerleştiriyor öykülerine. Kuşkusuz bu, köklü bir değişim onun öyküsünde.3. Arayışlar Eşiği: Üçüncü kitabıyla birlikte ama asıl Getirin O Günleri Yakalım Bu Öyküleri, Çıktığınız Hevesle İniniz adlı dördüncü, beşinci kitaplarında göze çıkan bu son eşikte, Başar Başarır'ın, çok yoğun arayışlar sergilediği söylenebilir.İlk iki eşikte görülmeyip son iki kitabında uçtan uca kendini gösteren, gide gide belirginleşen en önemli ayırıcı yan, ustalıklı bir uyumsuz anlatının ortaya çıkması. Uyumsuzluk, yer yer öylesine yükseliş gösteriyor ki, öyküler uyumsuz tiyatronun metniymişçesine bir hava da yayabiliyor. Öykülerin bitiş tümcelerinin bile buna katkı sağladığı gözleniyor.Ancak bu üçüncü eşiğin salt buna özgülenmediği, çok daha geniş bir açılımla arayışlara yöneldiği açık. Öte yandan bütün eşiklerde kendini gösteren bir yan üzerinde de durayım. Renk, ses, biçim büyük önem taşıyor Başar Başarır'ın öykülerinde. Hem öykülerde yer alış anlamında hem de bunlara yön veriş bağlamında. Başarır'ın, neredeyse hiçbir öyküsünde bunları yanına almadan yola çıkmadığı öne sürülebilir...Başar Başarır, son kitabıyla arayıştaki ataklığını daha da geliştiriyor görüldüğü kadarıyla. Bu kez görselliği de katıyor çünkü dağarına. Bu durum, onun ileride yayımlayacağı altıncı öykü kitabında bu bağlamdaki arayışlarını sürdüreceğini imliyor elbette. Eh, bir öykücüye de bu yakışır herhalde.
KENTE BAKIŞ
Kent sorunsalının, başlangıçta, hadi diyelim ilk öykülerinde genç yazarı iyiden iyiye düşündürdüğü anlaşılıyor. Genç bir yazarın, kentli de olsa daha ilk verimlerinde böylesine temel sorunsalları yoğun biçimde deşmeye girişmesi, anlatıcıları ya da öykü kişileri aracılığıyla okuru, bu sorunsalla yüzleşmeye çağırması, elbette üzerinde önemle durulması gereken bir yan. Kent Kitabı'nda ilk örnekten başlayarak pek çok öyküsünü buna ayırıyor yazar. Örneğin "Bir Sarmaşıktır Kent"te, kenti her anlamda lif lif ayırıyor. Anlatıcı ressam aracılığıyla hınzırca alay ediyor hatta kentle. Öykülemede Salâh Birsel'in dil tadı da çağrışımlarla kendini duyurabiliyor enikonu. Anlatıcı, bir denemeci havasındadır çünkü biraz da. Böylelikle farklı göndermeleriyle, kente bakışındaki şaşırtıcı ele alışıyla, cince sorgulayışıyla insanı alıp götürüyor yazar... Kent, yalnız yabancılaştırmıyor bireyi, yanı sıra yalnızlaştırıyor da. Sonrasında bir başka öykü kahramanı olarak Doç. Şerif'e, kızının adı olarak bireyden sonra "Mirey"i seçtirmesi ("Herkes Kızsın", Nedir Hayat?) bu bağlamda alınabilir. Gerçekten yalnızlık duygusunun aynasıdır kent. Anlatıcı, "televizyon(u), şehrin dublörü" (15) olarak görür hatta. "Gecenin fermuarları patlayabilir" (19) kentte. Kaldı ki "bir kayındünya, bir üveydünya(dır) içinde olunan." (32)Görüldüğü gibi Başar Başarır, kenti, öyküsel imgelemeyle yeniden yapılandırırken sürekli göndermeleriyle bunu sıkılamaya yöneliyor. Ayrıca simgeler aracılığıyla da pekiştiriyor bu göndermeleri. Ne var ki göndermede yoğunluğun, okuru boğabileceği, nefessiz bırakabileceği gözden uzak tutulmamalı derim yine de. Çünkü söz konusu göndermelerin, düşünsel içkinliklerle sarmaş dolaş olması, bunları fragmente dayalı bir anlatım yapısı içine sıkıştırıyor ister istemez. Öte yandan Başar Başarır'ın kentle ilişkilenişi, farklı eşiklerden pay alsa da tüm öykü veriminde sürüyor neredeyse.
"DEĞİŞMEYEN MEKÂN BEDEN": YABANCILAŞMA VE VAROLUŞ
Kent bungunu değil Başar Başarır'ın anlatıcıları. Kendilerini, kent-birey ölçeğinde sorgulayan kişiler daha çok. Oktay Akbal'ın, Demir Özlü'nün anlatıcılarından yıllar sonra bunu biraz daha öteye taşımış görünüyor Başar Başarır. Tıpkı onlar gibi sorgulayıcı bir niteliğe sahip bu anlatıcılar da.Anlatıcının sorgulayışı tüm öykülerde sürüyor. Kimileyin sorgulamalara, sözgelimi Nedir Hayat?'ta olduğu gibi modernite, sözgelimi "Üç Şehrin Hikâyesi" başlıklı öyküde yer aldığınca Doğu-Batı sorunsalı, Getirin O Günleri Yakalım Bu Öyküleri, Çıktığınız Hevesle İniniz başlıklı öykü demetlerinde görüldüğünce toplumsal, ekonomik yapı vb. ekleniyor ama sonuçta sorgulama olanca yoğunluğuyla sürüyor hep."Hayata atılıp karaya vurmuşlar" da (Getirin O Günleri..., 58) Başar Başarır'ın öykü kişileri arasında yerini alıyor. Kadın, erkek tümü de uyumsuzdur bu kişilerin.Son iki yapıtında yazar, doruğa ulaşmış bir iletişimsizliğin tüm verilerini ortaya döküyor da denebilir. Gerek kitapların, öykülerin adları gerekse bölüm başlıkları hep bunu ele veriyor.Kentte, bedenlere hapsolmuş bireyler, derin bir kentlilik varoluşunun bunalımını, sancısını yaşıyor çünkü. Kent odağında çarmıha gerilmiş bireyin varoluş sorunları da denebilir buna. Bir varoluş sorunu varsa ortada, elbette orada bir yabancılaşma sorunu da kendini koyacaktır zorunlu olarak. Bireyden, kentten yola çıkan Başar Başarır'ın fır döndü ülkeyi de dolaştığı olmuyor değil, sözgelimi ilk eşiğe giren kimi öykülerinde, örnekse "Hayal Edilmiş Topraklar"da (Eski Şehrin Ayazı), sonrasında hemen tüm öykülerinde bireyle kentten kalkarak eksiksiz bir ülke panoraması sunuyor bize yazar.Toplumbilimsel bir tezin öykülenişi de diyebiliriz onun kimi verimleri için. Örneğin unutulmaz bir öykü olarak "Herkes Kızsın" (Nedir Hayat?), bu çerçevede örneklenebilir sanırım. Gerçekten de hem öyküleme bağlamında hem de söyledikleri anlamında ciddi bir ev ödevi olarak alabilir genç yazarlar bu öyküyü.Zamanında üzerinde gereğince durulmamış olmasına üzülmemek elde değil Nedir Hayat?'taki öyküler için. Peki şimdi, yani beş yıl sonra, yeterince ayırdında mıyız Başar Başarır'ın, onun son iki verimi olan Getirin O Günleri Yakalım Bu Öyküleri ile Çıktığınız Hevesle İniniz adlı kitaplarının?İki haftadır iki genç yazarın genel anlamda öykücülüğüne bakmaya çalıştım topluca. Faruk Duman'la Başar Başarır'ın tek tek ürünlerinde gezinen birer yazı daha kaleme alabilirim ileride. Siz hele okuyadurun bu iki genç yazarın öykülerini, yeni yazılara da gelecektir sıra...
|