17/5/2009 · Kategori: Siir
ADINI SİLDİM
seni ben yazmadım kitaplara
ellerini ölü bir yaprağın sesinden aldım
silahın oyunsuz çocuklar gibiydi
kokusuna ağlıyordu gül
küskün yüzün kısacık ömrüm
emdim göğüslerini bir kızın çoğaldım
seni ben sormadım mevsimlerden
ölmeden bir kez daha geldi babanız
alıp götürdü seni esen rüzgarı
gelmiyordun çocuklar özlüyordu
adını sildim gözlerinden
sana vermem bu şiiri
senden kalan bir şey yok
kanat benimdi gölge elin gölgesi
kaç kuş vuruldu o taşla
kanadı bakışlarım sen gittin
kapandı kaldı gözlerimin perdesi
Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 45)
6/10/2006 · Kategori: Siir
19/6/2006 · Kategori: Siir
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA (1914)
KÖTÜ
Ben seni tanıyorum, bir gece geldin
Çırılçıplak.
Sordun aşkın sonunu,
Boynuma sarılarak.
Parladı üstümüzde ışıklar,
Semadan gelen izin:
Arzetti tüylerimin lezzetini,
Karanlık neslimizin.
Hissettik seni hoşlandık,
Kabul etti hayvan düşünceyi,
Büyük sevin muzaffer oldu,
Sabaha kadar.
Tarihten önceki yüzler,
Şimaller üstünde acaip,
Bütün hislerden evvel,
Bütün hâtıralar gaip.
Sabahlara kadar ağladım,
Hayvanlar ve insanlar halinde, muhabbete.
Hep aynı pişmanlık,
Kaybolan vakte.
KÂİNATIN AKŞAM YOKLAMASI
Bir an, akşamın fikirden geçmesi,
İlk insandan son insana kadar, daima.
Kendimi ve herkesi boşlukta hissediyorum;
Dairemsi bir müddet iniyor ruhuma.
Bir an, coğrafyanın dışında,
Ve bütün sathı, atmosferin.
Sevgilerin en samimi olduğu saat;
En çok düşünceye benzediği vakit, çiçeklerin
Bir an, zamanın gölgesi yüze değer.
Ve aralığı hayatın ölümün aralığı.
Bembeyaz bulutlar gibi geçer göklerden,
Kör bir adamın bahtiyarlığı.
Bir an; bütün anaların şefkati,
Ve maviliklerde rüyası, bütün genç kızların.
Merhametin büyük varlığı gibi silik,
Kalpteki ışığı gibi uçan yıldızların.
Bir an, kaybolmuş sonsuzluğu göz yaşlarının,
Hatıraların kaybolmuş mesafesi.
Bir misafirliğin ilk manzaraları kaplar,
Ve gurbet kaplar, herkesi.
Bir an, hayalden hendeseler dünyasında,
Kürelerin mesafelerindeki ahenk.
Bütün sessizliğiyle hayatın uzunluğu,
Denizlerden, gözlerde mazi olan renk.
Bir an üstümüzde elbise,
Kızını okşayan bir adamın avuçlarındaki sıcaklık.
Ve bütün atomları kaplar habersiz,
Gençlikleri ölümden uzaklık.
Bir an, bir an ki her şey farkında.
Her gün aynı vakit semadan geçer.
Ve susar bir insan gibi hüzünle,
Taşlar, bulutlar, ışıklar, fikirler.
Bir an ki cesaretin büyük sessizliği,
Hissin ve aklın sonsuz memleketinde.
Allaha mevcut veriliyor,
Kâinat hazır ol vaziyetinde!
ÖTELERDE ARAMAK
Kaçmış uykum yabancı ormanlardan,
Dağlar mağaralarla ovalardan kaçmış.
Yağız at bir başka kişi, bir uzak,
Çözülür çözülmez kaçmış.
Soğuk, düzgün, anlamlı, taş, oyunsuz,
Dev okuldan mini mini çocuklar kaçmış.
Suçlama bu ak gövdeyi şimdicik,
Usu bilinmeze kaçmış.
Geceleyin çırılçıplak düşmüşüm ben ardına,
Yüz ölü'm var, biri kaçmış.
BİTMEZ SESSİZLİK
Ben sizin kardeşinizim ha peki söyliyebilirsiniz
Nasıl evlendiğinizi
Nasıl sevmediğinizi bir gece
Peki söyliyebilirsiniz
Sonra daha eskiden o resmin günlerinde
Anneniz henüz çıldırmamıştı
Saçlarınız altın gibiydi ak omuzlarınıza değerken
Peki söyliyebilirsiniz
Ağaçlara
Gülerdiniz çok
Ve bir masal kızlığı uyutmazdı sizi orman yeşerince
Peki söyliyebilirsiniz
Sonra kaçmıştınız evinizden
Düşünceye yalnızlığa uykuya ölüme
Bir yangın yıkıntısında çırılçıplak
Peki söyliyebilirsiniz
Bir kız bir oğlan duvarlarda taş gölgeler bir kız bir oğlan
Yatmıştınız üçyüz genç bir dağ sığınağında siz
Dışarda karın kurtlar soğuğu içinizde taş çağınca bir donukluk
Peki söyliyebilirsiniz
Ben yarın gidiyorum ha bir başka karanlığa
Ben gömütlüklerle sessizim yaşlıyım sağırım
Artık sevgiye inanmıyorsunuz artık hiç kimseyi sevmiyeceksiniz peki
Peki söyliyebilirsiniz
SULAR BİZDEN AKILLIDIR
Sular bizden akıllıdır, daha evvel görür akşamı,
İner havadan önce, karanlığa,
Büyük bir balık gibi ortadan silinir,
Kaçışırken hayvanlar dağa.
Sular bizden akıllıdır, memnun olur,
Sadece ağaçlardan
Başka insanlardan değil.
Bizi yalnız bırakan.
Sular bizden akıllıdır, uyumaz,
Açar maviliğe, iri gözlerini.
Ve bekler bir ölüm sırrı içinde,
Kendi hayatının yerini.
HAYVANLARIN PADİŞAHI GECEDİR
Hayvanların padişahı gecedir,
Simsiyah tüylü gece.
Dişi bir hayvan gibi bana cesaret verir,
Yarimi düşündükçe.
Yol açar, muhteşem efsanelere,
Rüya içinde kan,
Vahşi hatıralar hücüm eder,
Çırılçıplak, dağlarından.
Doldurmuşuz, kurtlar, kuşlar,
Bir muhabbet deminde, sazlığı,
Aşk ve lezzet üzre parlıyor.
Dişlerimin beyazlığı.
AĞIR HASTA
Üfleme bana anneciğim korkuyorum,
Dua edip edip, geceleri.
Hastayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi, vücudumun biryeri.
Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgârlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.
Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nur gibi
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.
Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.
TENHA
Ben öleceğim, kimse seyretmesin,
Güneş ve düşünceler içinde.
Soyunacağım elbiselerden ve hatıralardan.
Bir semalar sessizliğinde.
Asûde ve mahzun ellerimle,
Nasibimi bir kenara bırakıp.
Eski şarkılar söylerken,
Dağlarda ateşler yakıp.
Kimse seyretmesin, aşk ve sonsuzluk
Garip mezarlıklar Ñarasından gideceğimÑ
Kokulu sularla yıkanarak
Karanlıklarda zevk edeceğim.
Gökler başına mahsus,
Karanlık ve mavi.
İki sonsuzluk halinde,
Aşkım kanıma müsavi.
Asıl, sıhhatte güzel ve mutlak,
Aklın yettiği kadar.
Ben üçüncü Halim, siz kimsiniz,
Dağlar, taşlar?
SIVASLI KARINCA
Koca Kızılırmak köpüre köpüre
Akıyordu,
Bir telgraf direği dibinde,
Zamanlar kadar telâşsız ve köpüksüz,
Yürüyordu.
Sıvaslı bir karınca.
Karşı kıyıdan parlak,
Kişniyordu
Atlar doru doru...
Atların şarkısından ayrılmış,
Yürüyordu,
Atların mesafelerini anlamaz.
Sesi, adımlarının sesi, memnun ve bahtiyar,
Duyuluyordu,
Kahraman.
Bir açlığın ayaklarınca aziz
Yürüyordu,
Yeryüzünden.
Rahat gidişinden belli,
Biliyordu
Dağı, suyu, otları, lezzetle,
Başka karıncalardan kopmuş,
Yürüyordu,
Başka karıncalara.
Gayretle, çalışmakla, yorulmazlıkla,
Benziyordu,
Afrika'dakine, Çin'dekine, Paris'tekine,
Kara toprağın alnı üstünde, kara,
Yürüyordu,
Alın yazısından daha hür.
Yoktu fikirlerden, davalardan haberi,
Yürümüyordu
Rüyası hiç.
Buğday tanesi üzre
Yürüyordu
Sıvaslı bir karınca.
ANIMSAMALAR
86
Dünya kadar büyük bir günüydü çocukluğumun,
Mektebe ilk gittiğim o altın sabah.
Omuzumda kalmıştı el sıcaklığıyla
Anamın okşarken söylediği bir "Bismillâh"
Muhayyeleme sığmayan beyaz bir bina
Ve kocaman bir bahçe ki oyundan büyük.
Harfler kadar yabancı ve çirkin çocuklar
Renk renk elbise, renk renk göğüslük.
İlk ders bir bayramın son günü gibi soğuktu
Gördük karatahtada, "Hesap" denen karaltıyı,
Ezberletti kendi numarasını hoca, herkese;
Ben de öğrendim iki haneli seksen altı'yı.
Ve paydos gelmedi bir türlü odamıza
Duvardaki levhaları ezberledim, masal gibi.
Deminki çirkin çocukların oldu yavaşça hepsi güzel
Ve o sevgiyle sevdim onları ki sızlatır daima kalbi.
Oyunlar ve neş'elerle geçti o gün
Ve tatlı rüyalar gibi bitti mektep.
Bilgimi düşürmeden eve götürmek için
İçimden seksen altı, seksen altı diyordum hep.
Eve gelince kestim defterimden bir güle benzeyen iki rakamı
Dolabıma yapıştırdım yan yana, bir zafer saadetiyle
Ablalarımın göreceği saati bayram gibi bekledim
Tatlıydı bu bekleyiş mavi bir arifeden bile.
Fakat şaşırmıştım iki rakamın yerini
Dolap kadar, ev kadar güldü halime ablalarım.
Anlar gibi durdumsa da, anlamadım yer değişse ne olur?
Ki hâlâ para saydıkça o hayreti duyarım.
Ki hâlâ yaşarım bir ayrılıkta o hayreti
Dalarım 86, 68 diye bazen.
Yer değiştirince başka şey olmak ne tuhaf
Ne tuhaf ölümü duymak seksen altıdan!
19/6/2006 · Kategori: Siir
ORHAN VELİ
(1914-1950)
TAHATTUR
Alnımdaki bıçak yarası
Senin yüzünden;
Tabakam senin yadigârın;
"İki elin kanda olsa gel" diyor
Telgrafın:
Nasıl unuturum seni ben,
Vesikalı yârim?
DEDİKODU
Kim söylemiş beni
Süheylâ'ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni'yi öptüğümü,
Yüksekkaldırım'da, güpegündüz?
Melâhat'i almışım da sonra
Alemdar'a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Gûya bir de Galata'ya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç,
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o, Muallâ'yı sandala atıp,
Ruhumda Hicranın'ı söyletme hikâyesi?
ŞOFÖRÜN KARISI
Şoförün karısı, kıyma bana;
El etme öyle pencereden,
Soyunup dökünüp;
Senin, eniştende gözün var;
Benimse gençliğim var;
Mapuslarda çürüyemem;
Başımı belâya sokma benim;
Kıyma bana.
DENİZİ ÖZLEYENLER İÇİN
Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret,
"Bakar bakar ağlarım".
Hatırlarım ilk görüşümü dünyayı,
Bir midye kabuğunun aralığından:
Suların yeşili, göklerin mavisi,
Lapinaların en harelisi...
Hâlâ tuzlu akar kanım
İstiridyelerin kestiği yerden.
Neydi o deli gibi gidişimiz,
Bembeyaz köpüklerle, açıklara!
Köpükler ki fena kalpli değil,
Köpükler ki dudaklara benzer;
Köpükler ki insanlarla
Zinaları ayıp değil.
Gemiler geçer rüyalarımda,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret.
İSTANBUL'U DİNLİYORUM
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalı Çarşı;
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;
Güvercin dolu avlular.
Çekiç sesleri geliyor doklardan,
Güzelim bahar rüzgârında, ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başında eski âlemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi biliyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor, fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.
HÜRRİYET'E DOĞRU
Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin;
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden,
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı?
Heeey!
Ne duruyorsun be, at kendini denize:
Geride bekleyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere.
SİZİN İÇİN
Sizin için, insan kardeşlerim,
Her şey sizin için;
Gece de sizin için, gündüz de;
Gündüz gün ışığı, gece ay ışığı;
Ay ışığında yapraklar;
Yapraklarda merak;
Yapraklarda akıl;
Gün ışığında bin bir yeşil;
Sarılar da sizin için, pembeler de;
Tenin avuca değişi,
Sıcaklığı,
Yumuşaklığı;
Yatıştaki rahatlık;
Merhabalar sizin için;
Sizin için limanda sallanan direkler;
Günlerin isimleri,
Ayların isimleri,
Kayıkların boyaları sizin için;
Sizin için postacının ayağı,
Testicinin eli;
Alınlardan akan ter,
Cephelerde harcanan kurşun;
Sizin için mezarlar, mezar taşları,
Hapishaneler, kelepçeler, idam cezaları;
Sizin için;
Her şey sizin için.
19/6/2006 · Kategori: Siir
MELİH CEVDET ANDAY
(1915)
TOHUM
Dörtnala haberci ilkyazdan
Aşağıdan inceden beyazdan
Dumanı tüten sıcak tohum
Dolan kara toprağı dolan
Ulaş yeryüzüne ak tohum
Hay gücüne kurban olduğum
Dağ taş dinlemezim hey aman
Göster o gül yüzünü göster
Önce yeşil yeşil bak tohum
Sonra sarı sarı gülüver
Donansın donansın daneler
Kız oğlan kız, alaca kına
Tarlalar sebil tek bedava
Ver güzelim ver yiğitim ver
Pir aşkına fakir aşkına
Anladım farkı neden sonra
Tohumdan başka şeymiş bitki
Bu küçük deli fişekteki
Ne ki? Ağaç mı allı pullu
Yoksa ayrık mı, başak mı ki?
Kim bilecek.... kapalı kutu
Ama bulut, yağmur bulutu
Gelir kararır nerdeyse
Tohum altta nefes nefese
Kulağı gök gürültüsünde.
ANI
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma
Nerdeyse gün doğacaktı
Herkes gibi kalkacaktınız
Belki daha uykunuz da vardı
Geceniz geliyor aklıma
Sevdiğim çiçek adları gibi
Sevdiğim sokak adları gibi
Bütün sevdiklerimin adları gibi
Adınız geliyor aklıma
Rahat döşeklerin utanması bundan
Öpüşürken o dalgınlık bundan
Tel örgünün deliğinde buluşan
Parmaklarınız geliyor aklıma
Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur, sade
Davranışınız geliyor aklıma
Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil, unutulur şey değil
Çaresiz geliyor aklıma.
KOLLARI BAĞLI ODYSSEUS'TAN
İkinci Bölüm
4.
İşte o zaman bir akarsu
Geçtiği yerlerden bir daha geçti
İstiyerek ikiledi kendini
Gök bir daha, bulut bir daha
Saklı bir deniz denizin altında
Yaprağın altında yaprak
Göründü görünecek ucu
Uçan kuş gene uçuyordu
Kendi gibi olmaya çalışarak
5.
Oysa giden bulut değil, yaprak değildir
Renk bir düşünce gibi büyür çünkü
Tutamam tuttuğum dalda belki elim var
Bakıp unutmuşum gözlerimi denizde
Gökyüzü belleğim olur çünkü gittikçe
Ne duyu, ne görü, sade yıldızlar
Bütün müyüm, parça mıyım, kim bilir?
Yitmiş gitmişim güneşlerle yüklü
Yiten güneş değil, toprak değildir.
6.
Ah olacağı buydu oldu
Duygularla öyle çok uğraştım ki
Artık aramızda ne bir sır
Ne güven, ne inan, ne uyum...
Sonunda tükettim ruhumu;
Korkumla korkmuyorum şimdi.
Madem bir kapı aralıktır,
Sen sonuna kadar aç onu.
Artık bendeki insandan kurtuldum
Sevgisiz yaşıyacağım sevgiyi.
SES
Uyandım ki ses içinde kalmışım
Yüzüm gözüm ağzım burnum ellerim
Aralanan deniz kapısının sesi bu
Silkelenen güneş tavuğunun sesi
Diş rengindeki halatın gıcırdayan sesi
Ağaç biçimindeki ses borusunun,
Yarınki buğdayın, devinen kemiğin,
Tarihsel bileğin, direncin sesi bu
Oynaşan arabanın, kucaklaşan atların.
Baktım güneşte soğumuş karanfil gibi mavi
Bir yapı işçisinin kulağındaki kalem gibi güzel
Yağmurda ıslanmış namlu gibi yeğin
Serçe kanadı değmiş çamaşır ipi gibi esrik
Okul bahçesinde dolaşan güvercinler gibi
Kıyıda öpülen dudak, yağmurda öpülen dudak gibi
Gölgelere sokulan yüksüz dakikalar gibi
Kutsal oyuncaklar gibi.
ZAMAN MI GEÇTİ NE
Zaman mı geçti, yok ben mi esriktim,
Zakkuma bağlardım güneşi,
Gecenin ağır ununu elerdim,
Ay benîisrail zeytini.
Anlıksal birliğin simgeleriydi
Gülkurusu, altın ve tirşe,
Sirinksin yediveren sesi,
Asalbent, buhur kokuları içinde.
Ölmüşüm orda bir aralık,
Unutuverdim konuştuğum dili,
Ama ağacın kendisiydi,
Kavramı değildi görünen artık.
LÂLE
Ellerimle soydum seni
Taç yapraklarını açması gibi
Nar gibi diş dişti tazeliğin.
Ah şakıyan ormanı solukların,
Öpüşün, bakışın yüreği,
Soran diri sessizliğinde.
Bağladım seni dişlerimle
Doymak bilmez ipek böceği gibi,
Ay gibi yarıktı kırmızılığın.
İki dilim lâle döşekte.
VI. SEVİ
Orman sen elimi tutunca başlardı,
Yarılırdı bir incir ortasından.
Koşardık yukarı iki büklüm, soluk soluğa.
Alabalıklarla düşe kalka, çam pürleri
Keserdi hızımızı, Elimi Bırakma, Elimi
Bırakma...
Sonra kayardık ta aşağılara.
Ve alçalırdı sessizlik bir ağaç gibi
Kök salardı sende ve bende, arayarak
Toprağın sıraya dizilmiş suyunu.
Ayçiçeğinden göğüslerin döner ışığa
Yürürdüm göğsünde öğle saatleri gibi,
Yürürdüm bir anıt kemeri gibi iki yanında.
Sonra gene başlardık koşmağa,
Yukarı, daha yukarı, çukur sularına
Göklerin. Öperdim seni, titrerdin, parçalanmış
Anları birleştiren sevi düş görmez: Ey orman,
Ey avlanmış atın falı, ey yeniden başlamanın
Aç güvercini! Falımız yok bizim.
Yaktık onu göçmen kuşların gözlerindeki
Benek, gagalarındaki tekçil dane gibi
Daha gün doğarken. Falımız yok bizim.
KARACAOĞLAN'IN BİR ŞİİRİ ÜZERİNE
ÇEŞİTLEMELER'DEN
I
Atımla yola çıkıyoruz seherde
Sabah, büyük bir kuş uyanıyor,
Ağırlaşmış ay gibi susuyorum,
Yaşı bilinmeyen yağmur önümde,
Bin yıl ötedeki ufak çiçekler.
Dün gece, dün gece gördüm düşümde
Kömür gözlümden ayrı düşmüşüm
Sevdamın avucunu bastırıyorum geceye
Yağıyor dağlara kar benim için
Güz ağaçları ile karıştırıyorum sisleri
Beni yola bırakan ırmağa dönüp bakıyorum
Uzaklıkların sınanmış bıçağı
Bir şey demek gelmiyor içimden
Kanımın buğdayını savuruyorum.
Atımla, atımla yola çıktım seherde
Lale sümbüller içinde hüma kuşları ötüyor,
Avcılar yolu tutmuşlar dağlara erken erken,
Dar sokaklardan geçiyorlar,
Sağlarına sollarına gümüşlü hamayıl asmışlar
Al atlarının,
Mücevherli tüfekler asmışlar omuzlarına,
Yeterince şarapları var günbatımı için
İnsan gibi bakan kartalları gördüklerinde.
GÜNEŞTE
Çünkü saatler dardır, her şeyi almaz
Güneşte çözülür ve kayarlar bir yana.
Mısırlar güçlükle büyürken yağmursuzluk
Kaygılandırır dilsiz bahçıvanı.
Sessiz kuşlar, bir keçi, ağır iğde ağaçları.
Bir araba geçti incelmiş yoldan
El salladı biri, belki tanıdık,
Belki değil, süreksizliğin eşanlamı.
Ve denizin yorgun çağındaydı çocuklar
Çığlıkları titretir balkondaki sarmaşığı,
Çünkü dardır saatler, sığmaz biraraya
Dalgınlık, deniz ve sardunya.
Rüzgâr alıp götürdü balıkçı teknelerini
Uzaktaki kılıçlara, ki bilemeyiz
Hangi derinlikte dölleyerek denizi
Gidiyorlar öyle ağırbaşlı, doğuya.
Ve ocaktan çorbanın kokusu geldi demin
Burun deliğine kedinin ve köpeğin.
Rafta kitaplar, mavi bir şişe ve gül
Donmuş kalmışlar tek başlarına.
Duvarda bir resim, resimde kalabalık
Köy alanı, çocuklar, çember ve zaman.
Breughel nasıl da toplamış bunca
Ortaklığı ve uyumu biraraya,
Çünkü saatler dardır, sığdırılmaz.
Güneşte her şey çözülür gider bir yana.
19/6/2006 · Kategori: Siir
NECATİ CUMALI
(1921 - 2001)
KIZILÇULLU YOLU
Hıdırellez günü, Kızılçullu yolu
Beni herkes severdi çocukluğumda
Arabacı yanına oturtur
Kırbacı bana verirdi
Ben Fitnat hanımın oğlu.
Zayıf bir kızı severdim
Gözlerinin içi gülerdi.
Hıdırellez güneşi,
Beraber tırmanmadık mı ağaçlara?
Siz kanatmadınız mı ellerimi
Elma çiçekleri?
GÜNAYDIN
Nurullah Ataç'a
Günaydın tavuklar, horozlar
Artık memnunum yaşamaktan
Sabah erkenden kalktığım zaman
Siz varsınız;
Gündüz, işim var, arkadaşlarım,
Gece, yıldızlar var, karım var.
Günaydın tavuklar, horozlar!
GÜNEŞ SAATİ
Darılmışım kendi kendime
Artık hiçbir şey açmaz beni
Ne kadın, ne şarkılar, ne etrafta manzara
Ah, her zaman insanın içi nasılsa
Dışı da öyle
Saatlerdir elimde değnek
Deniz kenarı sazdan bir kahvede
Toprağı eşerim
Sanki Robenson'un adası
Oturduğum masa ile iskemle
Vakit ikindi
Biri beni geçti
Seni de geçecek
Biz seninle sevişemedik
Sevişemiyeceğiz de
Gölgeler önümde bir karış ileri gitti
Ağaçlar denize doğru gidiyor
Deniz karşı dağlara doğru
Gittikçe küçülüyor, ufalıyorum
Olduğum yerde
Neredeysen uzat ellerini
Başım dönüyor.
KAR AYDINLIĞINDA
Uyandım kar aydınlığında
O küçük kasaba uykuda
Uykusuz bir sıra kavak
Hem gider hem dinlenirim
Düş önüme yol göster derem benim
Kar mıhı atımın nallarında
Cebimde bir şişe konyak
Evlerinin avlusunda ayva nar
Sedirinde acı biber rengi bir kilim
Odan ıslak tahta kokar biraz da toprak
Gözlerim sana değer ısınır
Uzattım mı mangalına ellerimi
Her yanım tane tane mısır
Sanırdım patladı patlayacak
Sen sıcaktın yataklar sıcak
Pencerende aydınlık kar
Ateşim kömürüm esmerim benim
O günlerin tadı başka nerde var
Gençtik âşıktık deliydik
Seviştikçe ağardı karanlıklar
Bunca dağın karlarını erittik.
GÜZEL AYDINLIK
Akdeniz göklerinden
Köpüklerden, limon çiçeklerinden
Gözlerimde kalan
Güzel aydınlık
ÑNesrin'i bir defa öptüm
Beyaz badanalı odam
Annemin yüzüne, soframıza
Gençlik hülyalarıma düşen
Güzel aydınlık
ÑÜmitsiz kaldıkça seni düşündüm
Biz fakirdik ama iyi insanlardık
Bolluk yıllarında da
Felâket günlerinde de
Seni yanı başımda gördüm
Güzel aydınlık
Tatlı aydınlık
28/5/2006 · Kategori: Siir
|
BU AŞK BURADA BİTER
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir Solarken albümlerde çocuklar ve askerler Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir
Yanyana uzanırdık ve ıslaktı çimenler Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı! Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
Ataol BEHRAMOĞLU |
HAPİSHANEDE BİR SABAH TÜRKÜSÜ
Maltepe askeri cezaevinin avlusunda Sisler içindeki Büyükada'nın karşısında Oturmuş yazarım bu şiiri
Eylül başlarında bir Cumartesi sabahı Lodos titretiyor ağaçları Yağmur geceden yıkamış çiçekleri
Gökyüzü mavi, bulutlar beyaz Ardından baharın geçti koca bir yaz Hapisteyiz hala ve güzün ilk serinlikleri
Avlunun dört yanı dikenli teller Tellerin gerisinde nöbetçiler bekler Kapanır uykusuzluktan gözleri
On gündür çocuk sesi duymadım Özledim "baba" deyişini kızımın Özledim beni görünceki sevincini...
hayatım benim, kırk yıllık hayatım Seni başarabildiğimce dürüst yaşadım İçim burada da pırıl pırıl şimdi
Geçeer, güzelim, bu günler de geçer Sökülüp atılır dikenli teller Koparır halk bir gün zincirlerini
Ataol BEHRAMOĞLU | | | |
| Cumhuriyet 19.06.2006 |
|
Ataol Behramoğlu 'Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var'ın okunmasının engellenmesinin yaşama sevincine sansür olduğunu söylüyor
Şiir yaşamın yanında olmalı
* ''Bu tekil ve idari girişimi, belki de ciddiye almak gerek. O şiirden taşan yaşama sevinci; bu dünyaya, hayata dair canlılık, bu insanları rahatsız ediyor. Hayatın eşsizliğine, güzelliğine, yaşanması gerektiğine dair bir mesajı var, bu kadar çok sevilmesinin nedeni de o."
SELCEN AKSEL
Ataol Behramoğlu 'nun 'Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var' başlıklı şiirini çoğumuz biliriz, en azından birkaç dizesini. Geçen günlerde basında yer alan bir haberden, şairin özellikle gençler arasında çok sevilen 1978 tarihli bu şiirinin, Marmaris Sabancı Lisesi'ndeki öğrenci şenliğinde okunmasının yasaklandığını öğrendik. Behramoğlu'nun ''Bir yasaklama diyemeyebiliriz, belki çok da büyütülmemesi gereken bir olay, idari çerçevede okunmasına getirilen bir engelleme, tekil bir girişim'' olarak tanımladığı olay, TYS ve Muğla Gazeteciler Derneği'nce kınanırken köşe yazılarından Behramoğlu'na yollanan destek iletilerine uzanan olumsuz tepkiler aldı.
'Yaşama enerjisi taşıyan şiir'
Behramoğlu, kendi deyişiyle ''yaşama enerjisi taşıyan bu şiirine'' karşı takınılan bu tutumun, ''ne gibi bir anlam'' içerdiği üzerinde durdu görüşünü sorduğumuzda. 12 Eylül darbesi sonrası 'Ne Yağmur Ne Şiirler' adlı kitabının toplatılıp kısa süre sonra aklanmasından bu yana, bir şiiriyle ilgili bu türden bir olay yaşamamış olan Behramoğlu'na göre, son yasaklama çok şaşırtıcı. Söz konusu olan, çok yaygın, internet sitelerinde bile İngilizce dahil birçok kanalda yer alan, daha önce okul şenliklerinde, birçok etkinlikte okunmuş bir şiir.
''Ama'' diyor Behramoğlu, ''bu tekil ve idari girişimi, belki de ciddiye almak gerek. Yaşama sevincine sansür bu çünkü. Bu açıdan bakıldığında, ciddi bir durum yaşanan. O şiirden taşan yaşama sevinci; bu dünyaya, hayata dair canlılık, bu insanları rahatsız ediyor. Hayatın eşsizliğine, güzelliğine, yaşanması gerektiğine dair bir mesajı var, bu kadar çok sevilmesinin nedeni de o. Bazı insanlar ölüm kültü dediğimiz bir şeyin savunucuları. Bu dünyaya ait güzelliklerle ilgili her şeyi gizlemek; daha öğrenme çağındaki çocukları hayat bilgisiyle dolduracak yerde hayat dışı bir bilgiyle, öteki dünyaya ait referanslarla sözüm ona eğitmek istiyorlar. Onun için, böyle bir şiiri tırnak içinde 'yasaklamak' , kendi alanları içinde engellemek, yaşama kültürüne karşı oluşun bir göstergesi.''
Karanlıkçı bir anlayıştan söz ettiğini vurguluyor şair. Bir de şiire nasıl yaklaşmak gerektiğini anımsatıyor: ''Şiirin çok anlamlılığını anlamıyorlar, ama anladıkları bir şey var, o şiirde yaşama sevinci olduğu. O da onları rahatsız ediyor. Hem, şiiri, sanatsal ürünü kuramsal açıklamalara indirgememek lazım. Şiir neyi söylüyorsa odur. Önemli olan canlılık.''
Eğitimde şiirin rolü
Eğitimde şiirin rolüne geliyor söz. Söyleyecek çok şeyi var tabii ki bu konuda: ''Çağdaş şairlerden başlamak gerek, çünkü şiir bugünün enerjisiyle doluysa bir anlam taşıyor. Öğrencilere şiiri kalıplaşmış geçmiş zamanların dile getirildiği bir şey olarak değil de yaşamla ilgili bir ürün olarak anlatmak lazım. Bugünden de geçmişe doğru gidersiniz.'' Yaşamın akışından uzak, bu akışta sevinçle yerini almaktan uzak bir yönlendirme ise.. ''Küstürür, içine kapanık bir duruma getirir, enerjisini yok eder, kaderci yapar. Eylemsiz insan tipleri ortaya çıkar.''
Behramoğlu için, şiirlerini kalabalıklarla paylaşmak çok önemli. Türkiye'de ve dünyanın birçok kentinde şiir okumaları yapıyor; son yıllarda da, bir müzisyen arkadaşıyla şiirin ve müziğin yer aldığı, ancak herhangi birinin eşlik edici konumuna düşmediği dinletiler veriyorlar. Örneğin, 7 Temmuz'da Aziz Nesin anıs ına düzenlenen bir etkinlikte Alaçatı'da, 14 Temmuz'da Büyükada'da, 28-30 Temmuz'da Abana'da, 5-6 Ağustos'ta Milas Ören'de Melih Cevdet Anday anısına düzenlenen etkinlikte şiirlerini okuyacağı gibi. |
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU
28/5/2006 · Kategori: Siir
KARA ŞARKI
Karanlığın yine o saatinde
Kapkara sularda uyandılar
Gözlerinden karanlık şarkılar geçiyordu
Uzanıp karanlığa baktılar
Kadının kapkara saçları
Kapkara elleri adamın
Yanıtsız nedenler gibi odanın
Dört yanında dört kara duvar
İki ucu karanlıkta bir çizginin
Karanlık ortasında aldandılar
Kapkara mısralar kurdular karanlıkta
Ve iki zenci gibi sustular
En olumlu yerinde sevgilerinin
Birden soluk soluğa yoruldular
Azar azar öldüğünü duydular
Karanlıkta kalan biryerlerinin
Ataol BEHRAMOĞLU
BU YANGIN YERİNDE
bu yangın yerinde
yaşamak bu yangın yerinde
her gün yeniden ölerek
zalimin elinde tutsak
cahile kurban olarak
yalanla kirli havada
güçlükle soluk alarak
savunmak gerçeği, çoğu kez
yalnızlığını bilerek
korkaği,döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak
toplanıyor ölü arkadaşlar
her biri bir yerden gelerek
kiminin boynunda ilmeği
kimi kanını silerek
kucaklıyor beni metin altıok
'aldırma ' diyor gülerek
yaşamak görevdir bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak''
Ataol BEHRAMOĞLU
28/5/2006 · Kategori: Siir
DÖRTLÜKLER
Cellat uyandı yatağında bir gece
"Tanrım" dedi "Bu ne zor bilmece :
Öldürdükçe çoğalıyor adamlar
Ben tükenmekteyim öldürdükçe..."
1974
Yıllanmış bir ağaç gibi köklü, gür
Yalan hiç yıkılmayacakmış gibi görünür
Hükmü verilmiştir oysa :
Yıkılacak. Çürümüştür.
1972
Eskidenmiş sabredip murada ermek
Şeyhin kerametini bekleyerek
Öyle zamanlar yaşamaktayız ki dostum
Erdemdir bazen, sabretmemek...
1974
Elinde ne piyon kaldı, ne vezir, ne kale
Düştü birbiri ardına atlar, filler
Ama şah hâlâ direnmekte
Yeni taşlar bulundu çünkü : Köpekler...
1972
Burjuvalar kocaman duvarlarla
Çevirmişler avlularını
Ama bir kiraz ağacı gördüm geçen gün
Dışarı uzatmıştı en çiçekli dalını
1972
Dilencilerin akordeonları
Bir romantizm katıyor Avrupalı'nın hayatına
Bu bana klâsik müzik dinlemesini anımsattı
Nazilerin, toplu imhalar sırasında...
1972
Dostları özlemle kucaklamayı unutma
Çocuk sevmeyi çiçek koklamayı unutma
En zorlu anındayken bile kavganın
Gökyüzüne bakmayı unutma
1972
-Nedim Tarhan'a-
Bir arkadaşımı dinledim yurdunu savunurken,
İnanç ve güç doluydu - şaşkın yüzler sarkmıştı kürsüden;
"Bizler yarının insanlarıyız" diye düşündüm,
"Onlar ise ölüdür, şimdiden..."
1983
Her an bir çarpıntıyı yaşamaktayım
Her an çılgın bir heves dağlıyor kalbimi
Tanrım, ben mi hayatı aşmaktayım
Yoksa hayat mı aşmakta beni...
1972
Hayale, düşe, doğa ötesine karnım tok
Cine, periye, tanrıya, iblise karnım tok
Adam gibi yaşadım şu dünyada diyebilsem bir gün
Gerisine karnım tok
1974
Odan, kitapların duvarda resimler
Bahardır, bir kuş şarkısını söyler
Sanırsın böylece sürüp gidecek bu
Nasıl öyle sandıysa senden öncekiler
1974
Ölüm düşüncesinden
Ürküntü duymazdım belki
İki tarih arasına sıkışmak
Onurumu incitmeseydi...
1976
Gök sanki eriyecek mavilikten
Çimenler uykulu ve sıcak
Bir kadın geçiyor
Çıplak ayaklarını kalbime basarak
1972
Durdum baktım arkandan sen giderken
Bana bir hoşça kal bile demeden giderken
İnsan neler duyar anladım o zaman
Can alıp başını benden giderken
1974
Sevdiğim
Sonsuzca yitirdiğim ender çiçek
Geri kalan yılları ömrümün
Seni anımsamama yetmeyecek
Ataol BEHRAMOĞLU
*******************************************
1976
SEVGİNİN ÖNÜNDE
Bütün insanları dostun bil,kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım
Ataol BEHRAMOĞLU
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
Ataol BEHRAMOĞLU
28/5/2006 · Kategori: Siir
|
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol BEHRAMOĞLU
| Cumhuriyet 05.06.2006 |
TYS'den kısıtlamaya kınama
Kültür Servisi - Marmaris/ Sabancı Lisesi'nde yapılacak şenlikte Ataol Behramoğlu 'nun 'Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var' şiirinin öğrenciler tarafından okunmasının yasaklanması üzerine TYS (Türkiye Yazarlar Sendikası) adına kuruluşun başkanı Enver Ercan kamuoyuna şu açıklamayı yaptı: ''Geçen yıl Orhan Pamuk 'un kitaplarının toplatılmasını ve liseli bir genç için açılan soruşturmayı kınarken 'Dün Sütçüler'de, bugünse Milas'ta, yarın kim bilir nerede?' diye sormuştuk. Bugün aynı soruyu yine soruyoruz: 'Bugün Marmaris'te, yarın nerede?' Çünkü bugün de, hiçbir yasaya dayanmayan uygulamalarla yazarlara, bilim adamlarına, hukukçulara karşı baskı ve yasaklamalar sürüyor. (..)Ataol Behramoğlu'nun 'Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var' adlı şiirinin öğrenciler tarafından okunmasının Marmaris İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından uygun görülmemesi, bunun son örneğidir. Eski Genel Başkanımız Ataol Behramoğlu'nun kitabınnda yer alan, birçok dile çevrilmiş, birçok antolojiye girmiş, geniş kitlelerce en bilinen şiirlerinden biri olan 'Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var' a getirilen bu yasaklamanın çağdaş Türkiye'ye yakışmadığına inanıyor, bu zihniyetteki eğitimcilere modern Türk şiiriyle daha yakın ilişkiler kurmalarını öneriyoruz.'' |
YIKILMA SAKIN
Kötü şey uzakta olmak Dostlarından, sevdiğin kadından Yasaklanmak bütün yaşantılara Seni tamamlayan, arındıran Kapatıldığın dört duvar arasında Sağlıklı, genç bir adam olarak
Neler gelmez ki insanın aklına Sevinçli, özgür günlere dair Kalmıştır yüzlerce yıl uzakta Onunla ilk kez öpüştüğün şehir Acı, zehir zemberek bir hüzün Kalbinden gırtlağına doğru yükselir
Görüyorsun işte küçük adamları Köhnemiş silahlarıyla saldıran sana Kimi tutsak düşmüş kendi dünyasına Kimisi düpedüz halk düşmanı Diren öyleyse, diren, yılma Yürüt daha bir inatla kavganı
Babeuf'u hatırla, Nazım Hikmet'i Bir umut ateşi gibi parlayan zindanlarda Hatırla Danko'nun tutuşan kalbini Karanlıkları yırtmak arzusuyla Ve faşizme karşı, zulme, zorbalığa Düşün acılar içinde vuruşan kardeşleri
Elbette vardır bir diyeceği, bir haberi Bir kaçağa çay sunan kurt kadınlarının Dağlar dilsizdir yalçındır Ama gün gelir bir diyeceği olur onların da Ve dağlar, ıssız tarlalar başladı mı konuşmaya Susmazlar bir daha, söz artık onlarındır
Kötü şey uzakta olmak Dostlarından, sevdiğin kadından Yasaklanmak bütün yaşantılara Seni tamamlayan, arındıran Ama bir devrimciyi haklı kılan Biraz da acılardır unutma
Yıkılma sakın geçerken günler Yaralayarak gençliğini Onurlu, güzel geleceklerin Biziz habercileri düşün ki Ve halkın bağrında bir inci gibi Büyüyüp gelişmektedir zafer.
Ataol BEHRAMOĞLU | | | |
« Önceki :: Sonraki »