GünlerinGetirdiği
• 16/6/2006 - 22.ABANA KÜLTÜR SANAT VE DENİZ ŞENLİKLERİ / PROĞRAMIN TAMAMI
|

22.ABANA KÜLTÜR SANAT VE DENİZ ŞENLİKLERİ
KONSERLER... 28 TEMMUZ CUMA GÜÇLÜ YORUM VE BERRAK SESİYLE ZEYNEP DİZDAR... 
Zeynep Dizdar,1997 yılında “Yolun Açık Ola” isimli albümü ile müzik dünyasına merhaba dedi! Aynı albümün hit şarkısı olan “Vazgeç Gönül” ile kulaklarımızda ve kalplerimizde yer etti! Ve şimdi “İLLE DE SEN” isimli albümü ile yeniden müzikseverlerle buluşuyor. Şimdi herkes “Zehir Gibi” ile dans ediyor! Çok konuşulan “İLLEDE SEN” isimli albümüyle Zeynep Dizdar çıkış şarkısı “Zehir Gibi” ile pop müzik dinleyicisinden tam not aldı. “Zehir Gibi” şu anda radyolarda en çok çalan ve dinleyiciden en çok istek alan şarkılar arasında üst sıralarda yer alıyor. Söz ve Müziği Zeynep Dizdar’a ait olan “ Zehir Gibi” hareketli ritmi ile herkesin bir ağızdan söyleyip dans edebileceği bir şarkı olmasından dolayı kulüplerde de en çok çalınan şarkı durumunda.Şarkının albümde bir de GURCELL versiyonu bulunuyor. Zeynep Dizdar,“Zehir Gibi”ye Tülay İBAK tarafından çekilen klip ile de tüm müzik kanallarında yerini aldı. İlle de Zeynep Dizdar! Tüm müzikseverler Zeynep’in güçlü yorumundan ve berrak sesinden dinleyecekleri Zehir Gibi, Yok Yok,İlle de Sen isimli şarkılarla dans ederken,Yüreğimdeki Yağmurlar,Bırak,Acımasızsın gibi nefis baladlar eşliğinde de duygusal anlar yaşayacaklar.
29 TEMMUZ CUMARTESİ
KENDİNE AİT SÖZ VE BESTELERİ KADAR SESİYLE VE YORUMUYLA DA DİKKATLERİ ÇEKEN İDDİALI BİR İSİM KUTSİ...

Kutsi, albümü “Sana ne” ile müzik severlerle buluşuyor. Erol Köse Prodüktörlüğünde yapılan, Kutsi’nin, “Sana ne” adlı albümü 13 şarkı ve 3 versiyondan oluşuyor..13 şarkıdan 10 tanesine imza atan Kutsi’nin besteci kimliği “Sana ne” albümünde de hissediliyor.. “Sana Ne”, “Geçer”, “Canın Sağolsun”, “Doğum Günü” ve “Hançer” şarkılarının söz ve müziği Kutsi’ye ait..
'Yediden yetmişe' klasik deyiminin üzerine çok yakıştığı bu genç adam her kesimden insanı sene boyu mest etti. 'Aşkın Gururu', 'Geçer' gibi şarkılar albümü evladiyelik yapmaya yeter. Sadece Kutsi'nin yazdığı şarkılar değil tabii tek unsur. Şarkı söyleme tekniği ve her bir şarkıya ayrı ayrı yüklediği duygu konuşmaya değer. 30 TEMMUZ PAZAR GÜNÜ
MÜKEMMEL SESİ VE YORUMU İLE EN GÜZEL ŞARKILARIYLA... ÇELİK
  
İlk aşkını yaşayan, aşk için yaşayan,aşkını kaybeden, aşk arayan, yaşlısı , genci, herkes, bu albümde kendisini bulacak.. Bu albüm aşk şarkıları ile dolu.. Aşk özel bir hal, bir frekans, bir dalga boyu… İçi titreyen herkes bunu çok iyi bilir.. Nasıl bir çok konuda, ayrı frekanslarda yayın yapan radyo varsa, birçok haller geçiren, her biri, birbirinden ayrı frekanslarda yaşayan insanlar da var… Bende aşk frekansında yaşıyorum, bu frekansı aşıklar, sevenler anlar, sevenler anlar şarkısı benim albümümün hem çıkış şarkısı hem de ilk şarkısı,bu şarkıyı ve albümdeki diğer şarkıları dinleyen herkes , bu frekansı yakalayan herkes ne demek istediğimi çok iyi anlayacak, dileğim onların hislerine tercüman olmaktır.. Bundan sonra kendimi sadece şarkılarımla ifade edeceğim, ben susuyorum, artık şarkılarım konuşsun, benimle ilgili ne bilmek istiyorsanız, şarkılarımı dinleyin, her şeyim şarkılarımda gizli, her söz benim için derin anlamalar içeren bir kod, bu kodların tamamını AŞK kelimesi ile tanımladım, bu sebeple de bu albümün adını KOD ADI AŞK olarak belirledim..
27.07.2005 Perşembe 09.00 Perşembe Günü “Abana İçin Senede Bir Gün Kampanyası” 18.00 Sünnet Kına Gecesi Konya Mevlana Semazen Grubu, Sema Gösterileri ve Tasavvuf Musikisi
Playback Gösterileri,Animasyon-Müzik-Eğlence Yer: Festival Meydanı
28.07.2005 Cuma ( 1.Gün)
11.00 Tavla- Satranç Elemeleri ( Yer:Nostalji Kafe)
11.30 Masa Tenisi Elemeleri ( Yer: İnönü Lisesi)
13.30 Sünnet Şöleni ( Yer: Abana Devlet Hastanesi ) 14.30 Tenis Elemeleri
15.00 Streetball Turnuvası,Plaj Voleybolu Elemeleri ( Uğur Mumcu Tesisleri) 18.00 Açılış Kastamonu CHP Milletvekili Mehmet Yıldırım,Parti Meclis Üyesi Şahnaz ÇAKIRALP Festival Korteji -Çelenk Koyma Töreni Yer: Cumhuriyet Meydanı Belediye Bandosu Gösterisi Ankara Büyükşehir Belediyesi Mehteran Gösterisi Avcılar Belediyesi Geleneksel Danslar Topluluğu Gösterisi  Özgürlük Meydanı Açılışı Prof. Dr. Ressam Ramiz AYDIN 38.Kişisel Resim Sergisi Yrd.Doç. Dr. Ressam İdil UZ Resim Sergisi Ressam Sevim ERGUN 8. Kişisel Resim Sergisi  Ressam Serap BÜYÜKBEKTAŞ 6.Kişisel Resim Sergisi Ressam Hayriye SENCER 5. Kişisel Resim Sergisi Ressam Yakut KALKAVAN 8.Kişisel Resim Sergisi
Ressam Nedret TAN 2. Kişisel Resim Sergisi
A.Burhan ERSAN Ebru Sanatçısı Ebru Sergisi Emel ÖZCAN- Eda ÖZCAN Çini Sergisi Hat ve Ebru Sanatçısı Rafet KÜLLÜOĞLU Hat Sergisi Tezhib Sanatçısı Amine KÜLLÜOĞLU Tezhib Sergisi Yapımcı-Yönetmen Fahri TANIR ve Yrd.Doç.Dr. Pınar OLGAÇ Fotoğraf Sergisi  Yer: Behçet Kemal Çağlar Güzel Sanatlar Çarşısı 21.00 Şenlik Gecesi Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası Konseri Nur YOLDAŞ ve BANU   Şenlik Konseri –Zeynep DİZDAR Havai Fişek Gösterisi 
29.07.2005 Cumartesi (2.Gün) 11.00 Tavla ve Satranç Turnuvası Finali 12.00 Masa Tenisi Finali 14.00 Liman Etkinlikleri Kürekli Sandal Yarışları Dalma Yarışı-Yüzme Yarışı  Ördek Kapma-Yağlı Direk
Gürkan AKÇAER Turabder AB Projeleri Gn. Koord. Gazeteci Yazar Nazım ALPMAN
Yer: Belediye Aile Çay Bahçesi 16.30 Masa Tenis,Plaj Voleybolu,Streetball Elemeleri 17.00 Şair Yazar Cezmi ERSÖZ-Müzisyen Haluk ÇETİN İmza Günü 18.00 Özel Uğurlu Hastanesi Sağlık Söyleşisi Konu: Meme Kanseri Tanı ve Tedavi Yöntemleri Konuşmacılar:-Dr.Atıf UĞURLU Başhekim Op.Dr.Muhsine KORKMAZ Kadın Hastalıkları Doğum Uzmanı Op.Dr.S.Erkut KESKİN Genel Cerrahi Uzmanı Op.Dr.Erdinç ELEVLİ Genel Cerrahi Uzmanı
20.00 Ceyda BAL Türk Sanat Müziği Konseri
21.00 Şenlik Konseri KUTSİ  Güzellik Yarışması (Sponsor Ünal Gelinlik)
30.07.2005 Pazar ( 3. Gün) 14.00 Streetball Turnuvası Finali 15.00 Voleybol Finali 16.00 Masa Tenis Finali 16.30 Trap Atışı (Yer: Merkez Sahil) 17.30 Bisiklet Yarışması 18.30 Maraton Yarışması  19.00 Şair Yazar Ataol BEHRAMOĞLU-Müzisyen Haluk ÇETİN Şiir Dinletisi
 20.00 Ceyda BAL Türk Pop Müziği Konseri 21.30 Şenlik Konseri-ÇELİK 
Ödül Töreni
Havai Fişek Gösterisi

 UNUTMAYIN! ŞENLİĞİMİZE HEPİNİZ DAVETLİSİNİZ...
08:46 - 16/6/2006 - {0} -
| CİDE'NİN FESTİVAL SANATÇISI; NADİDE SULTAN |
 |
 |
| FESTİVALDE BU YIL BİR İLK! |
| BU YIL 11.İNCİSİ DÜZENLEYECEĞİMİZ RIFAT ILGAZ SARI YAZMA KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİNE İLK DEFA YURT DIŞINDAN BİR HALK DANSLARI GRUBU RENK KATACAK.GÜRCİSTANDAN GELECEK OLAN GRUP FESTİVAL SÜRESİNCE 2 GÜN GÖSTERİ YAPACAK. |
| FESTİVAL |
BU YIL 11,İNCİSİ DÜZENLENECEK OLAN SARIYAZMA RIFAT ILGAZ ILGAZ KÜLTÜR SANAT FESTİVALİ 7-8-9 TEMMUZ TARİHLERİ ARASINDA YAPILACAKTIR. PANELLER,SERGİLER,SLAYT GÖSTERİLER,KERMES,YARIŞMALAR VE KONSERLERİN YERALACAĞI FESTİVALİMİZ HAZIRLIKLARI MECLİS ÜYEMİZ TANIL GÜRSOY BAŞKANLIĞINDA DEVAM ETMEKTEDİR. |  |
|
Bu yıl 7-8-9 Temmuzda yapılacak olan 11. Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivaline sanatçı Nadide Sultan katılacak.
Festival ile ilgili programın Haziran ayında kesinleşmesi bekleniyor. | |
| ABANA'YA YILDIZ YAĞACAK |
 |
 |
 |
|
22'nci Abana Kültür Sanat ve Deniz Şenlikleri programı belli oldu.
27-30 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek festivalin ikinci gününde Zeynep Dizdar, üçüncü gününde Kutsi, son gününde ise ünlü Sanatçı Çelik konser verecek.
27 Temmuz'da 'Abana İçin Senede Bir Gün' Kampanyası ile başlayacak olan festival çerçevesinde sünnet şöleni, Semazen gösterisi, Tasavvuf Musukisi konseri, turnuvalar, yarışmalar, resim sergileri, fotoğraf serileri, şiir dinletileri, çeşitli açılışlar ve havai fişek gösterileri yer alacak. | |
| KISAPARMAK VE TEPE ARAÇ'A GELİYOR |
 |
 |
 |
|
Araç Hacıbekir Şekerciler, pastacılar yayla festivali programı belli oldu.
30 Haziran Cuma günü başlayacak ve 2 Temmuz Pazar günü sona erecek olan festival süresince Sanatçılar Fatih Kısaparmak, Gökhan Tepe, İrfan Kurt, Zeynep Savaş ve Sıtkı Akın sahne alacaklar. İlk gün ilçe merkezinde gerçekleştirilecek açılış sonrası aynı gece ilçe stadyumunda Sanatçılar Gökhan Tepe, İrfan Kurt, Zeynep Savaş, Sıtkı konser verecekler. Festivalin ikinci günü ise Fındıklı- Gölcük yaylasında etkinlikler ile devam edecek. Yaylada çeşitli yarışmalar ve gösteriler sonrası akide şekeri, lokum ve badem şekeri yapılacak. Yaylada atlı doğa yürüyüşü sonrası ise gece Sanatçı Fatih Kısaparmak konser verecek.
Festivalin üçüncü günü olan Pazar günü ise Tuzaklı göletinin gezilmesi sonrası güreş müsabakaları ile sona erecek. | | | |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 16/6/2006 - DOĞADAKİ TABLOLAR: AZDAVAY / MEHMET YAŞİN
Doğadaki Tablolar / Azdavay
|
|
|
Dogadaki tablolar
Kastamonu'dan sonra birbirinden güzel ilçeleri, yaylalari gezdim. Gittigim her yer cennetten bir köseye benziyordu... Vadiler, daglar yesil örtülere bürünmüstü. Eger dogaya düskünlügünüz varsa kanyonlari, magaralari, selaleleri ve dünyanin en güzel ormanlariyla Kastamonu sizi bekliyor.
Tepemdeki inatçi yagmur bulutuyla birlikte, iki gün boyunca Kastamonu'nun tarih kokan sokaklarinda dolasip durdum. Camilere, külliyelere, medreselere, hanlara, hamamlara, magazalara, yollara bakarken içiçe geçmis birkaç Kastamonu oldugunu fark ettim. Biri Candarogullari'nin Kastamonu'suydu. Bir digeri Osmanlilara aitti. Daha yenisinde Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulus izleri vardi. En üst katmanda ise bugün yer aliyordu. Bütün dönemler birbirini sarmalamis, kolkola girmis, bir bütün olup Kastamonu'yu yaratmisti. Kentin tablosunda bir dönemden eksik kalan görüntüyü, bir sonraki dönem tamamlamisti...
Çevre gezisine, Daday yolu üstündeki Kasaba Köyü'nden basladim. Kayitlara bakilirsa köyün eski adi ‘Ilisu’ idi. Tarihi XIV.yüzyila kadar uzaniyordu. Köyün o zamanki nüfusu 25 bin civarindaydi. Bu kadar kalabalik bir yere köy demek dogru olmayacagi için, kasaba olarak anilmaya baslandi. Gel zaman git zaman gerçek ismi unutuldu ve Ilisu'nun adi Kasaba Köyü oldu. Köyde simdi, 30 hanede 400 kisi yasiyor.
Uyku tutmadigi için erkenden kalkip yola koyulmustum. Bu yüzden sabahin köründe köye vardim. Evler uzun kavaklarin, ulu çinarlarin gölgesine siginmisti. Ilk bakista geçmisteki görkemi hakkinda ipuçlarini görmek olasiydi. Buraya, 1366 yilinda yapilan ve Türkiye'deki dört ahsap camiden biri olan, Candaroglu Mahmut Bey Camii'ni görmeye gelmistim. Daha dogrusu, Kastamonu'da Liva Pasa Konagi'nda gördügüm sanat saheseri kapi, beni buraya sürüklemisti. Nakkas Mahmut oglu Abdullah tarafindan yapilan oyma kapi, önce çalinmis, sonra bulunup konakta koruma altina alinmisti. Bir zamanlar hükümdarlarin Cuma namazlarini kildiklari bu caminin, kapisi kadar taban ve tavanindaki ahsap isçiligi, kök boyadan yapilan süslemelerinin de birer saheser oldugunu duymustum.
KASABA'DAKI SAHESER
Caminin kapisina geldigimde, horozlar köyü uyandirmaya çalisiyorlardi. Kapida sallanan asma kilidi görünce, onca yolu bosuna geldigimi düsünerek bozuldum. Caminin çevresinde gezinirken, inegini otlaga götüren bir kadina rastladim. O, anahtarin imamda oldugunu, imamin derenin kiyisindaki beyaz evde oturdugunu söyledi. Bir kosu eve gittim. Çekine çekine kapiya vurup imami uyandirdim.
Caminin içi karanlik ve buz gibiydi. Önce bir sey göremedim. Ama gözüm karanliga alisinca, gördüklerim karsisinda agzim adeta açik kaldi. Oymalarla süslü tavan, bindirme teknigi ile tek bir çivi dahi kullanilmadan yapilan dösemeler, kirmizinin tonlari, altin sarisi, çivit, gök mavisi renklerle yapilmis süslemelere hayran ve saskin bakakaldim. Bir ahsap yapi, tam 637 yildan beri kirilip, dökülmeden böylesine yepyeni nasil ayakta kalabilmisti?.. Distan sade ve saglam, içten zarif ve süslü bir yapi olan Candaroglu Mahmut Bey Camii, döneminin en iyi örneklerinden biriydi.
Camiyi ziyaret ettikten sonra tekrar Kastamonu'ya dönüp, Devrekani'ye giden yola saptim. Bir süre sonra bir sisin içine girdim. Sisten çiktigimda, tepemdeki bulutun beni terk ettigini gördüm. Iki günden beri yagan yagmur nihayet durmus, günes yüzünü göstermisti. Günesle birlikte görüntüler de canlandi. Dere tepe tekrar yesilin tonlarina boyandi. Etrafi baharin kokusu sardi. Candaroglu Ismail Bey'in yaz aylarini geçirdigi Devrekani'nin höyüklerine, harabelerine bir göz atip, bereketli tarlalarin, kizilçamla süslenmis tepelerin arasindan Tasköprü'ye dogru direksiyon kirdim. Haritada görünmeyen bu yolu bana, Devrekanili taksi soförleri tarif etmisti.
MANZARA HIRSIZI
Inisli çikisli, virajli yol büyüleyici görüntülerin içinden geçiyordu. Sik sik durup, fotograf makinemle bu tablolari dogadan çaliyordum. Azili bir manzara hirsizi gibiydim. Sisler, bulutlar, agaçlar, çimenler, çiçekler, kus sesleri, küçük selaleler, piril piril dereler... Durup, dinleyip, görüp Tasköprü'ye vardim. Aslinda buraya ulasmakta sabirsizlaniyordum. Çünkü Kastamonulularin iddiasina göre, Türkiye'de en lezzetli kuyu kebabi (veya büryan) burada yapiliyordu. Ve kuzularin kuyulara sarkitilmasinin tam zamaniydi.
1200 yilinda yapilan ve ilçeye adini veren tarihî köprüyü asip, meydandaki ‘Atesoglu’ kebapçisinin önünde durdum. Köpüklü yayik ayrani esliginde, kuyudan yeni çikmis kuzunun bir bölümünü afiyetle yedim. Yerken kuzu etinin yagli oldugunu, kolesterolümün artacagini, damarlarimin tikanacagini falan düsünmedim. ‘Keyifle yenen yemegin vücuda zarar vermeyecegi’ tezinden hareket ederek, kuyu kebabinin tadini çikardim. Kastamonu'daki yeme-içme konusunu bir sonraki yazida isleyecegim için, kebap hakkindaki detaylari yazmadim.
Ben Gökirmak'in kiyisindaki Tasköprü'yü, sarmisagi sayesinde tanimistim. Türkiye'nin sarmisak ihtiyacinin yüzde 19'unun buradan karsilandigini, burada üretilen sarmisagin kalite bakimindan dünya birincisi oldugunu, ugruna festivaller düzenlenen bu ‘Beyaz Altin’in tam 70 derde deva oldugunu biliyordum. Bu yüzden de evime, uzun yillardan beri Tasköprü sarmisagindan baska sarmisak sokmuyordum.
HUZURUN SESI
Gökirmak kiyisindaki çay bahçesinde, yerel gazeteci Mehmet Salih Kartal'in anlattiklarini dinledim. Arabama binerken, Tasköprü'nün sarmisaginin ve kuyu kebabinin yani sira ormanlarinin, yaylalarinin ne kadar güzel oldugunu, keskeginin, atarisinin, terekmeginin, eksili bulgurun tadina doyulamayacagini ögrendim. Mehmet beni, 5-8 Eylül'de yapilacak ‘Sarmisak Festivali’ne davet etti. Tereddütsüz kabul ettim. O gidisimde tüm bu güzellikleri doya doya yasamaya karar verdim.
Tasköprü'den dönerken, gün yerini aksama birakiyordu. Yavas yavas çekilen günesle birlikte, bacalardan beyaz dumanlar yükselmeye basladi. Mayis basi olmasina ragmen soguk buralarda hálá kirilmamisti. Arabamin penceresini aralayip, çevreyi sarmalayan odun kokusunu derin derin soludum. Etrafta sessiz bir huzur vardi. Nereden geldigini çikaramadigim çingirak sesleri, köylerde gün bitiminin habercisiydi. Issiz yollar iyice kimsesizlesti. Kastamonu'ya vardigimda bir gün daha sona ermisti.
Yemek öncesi dere kiyisinda, bir asagi bir yukari yürüyüp, Kastamonu ile vedalastim. Aksam yemegimi, kimsesiz ve sessiz sokaklari, henüz kurumamis islak damlari seyrederek, aheste aheste yedim. Sokaklar bosalmis, karsi yamaçtaki evlerin perdeleri çekilmisti. Tasra kentlerinde aksamlar sessiz, sakin, telassiz ve yapayalniz oluyordu.
AZDAVAY'IN ETLI EKMEGI
Ertesi gün dönüs basladi. Istanbul'a varmak için bir acelem yoktu. Onun için yolu uzattim. Önce Daday'a ugradim. Daday Çayi'nin kenarindaki düz alanliga kurulmus olan ilçeyi, çevredeki ormanlarin kucakladigini gördüm. Bu yüzden de adinin, orman yetistirmeye elverisli toprak anlamindaki ‘Dadybra’dan geldigine dair söylenceyi akla yatkin buldum.
Yollara erken düstügüm için gittigim yerlerde, gördügüm eserlerin ne oldugunu soracak kisi bulmakta bazen zorlanirim. Daday'da da böyle oldu. Önünden geçtigim muhtesem konagin kime ait oldugunu merak ettim. Ilk rastladigim köylü bilmedigini söyledi. Önünü kestigim traktör sürücüsünün de haberi yoktu. Üçüncüsünde sansim yaver gitti. Dogma büyüme Dadayli olan Hüseyin Bey, önünde durdugum evin Köpekçioglu konagi oldugunu, ‘Sapka ve Kiyafet Inkilabi’ dolayisiyla Kastamonu'ya gelen ve 30 Agustos 1925'te Daday'i da ziyaret eden Atatürk'ün, bu konakta misafir edildigini anlatti.
Daday'i geride birakip, ormanlik bir yoldan, kivrila kivrila ilerledim. Bir derenin menderesinde, kavak agaçlarinin arasindan Azdavay'i gördüm. Görüntünün bir tablodan farki yoktu. Birisi, bir resim yapmis, getirip oraya asmisti sanki. Fotograf makineme sarildim, bu görünütüyü de çalip digerlerinin yanina koydum. Niyetim Azdavay'da etli ekmek yemekti. Bu isten anlayanlar, ‘Kuyu kebabini Tasköprü'de, etli ekmegi Azdavay'da yiyeceksin’ diye siki sikiya tembihlemislerdi... Maalesef ki etli ekmegi yemek kismet olmadi. Kime sorduysam firinin yanmadigini söyledi. Aslinda firin falan bahaneydi. Burada herkes etli ekmegini evde kendisi pisiriyordu. Bu is için bahçelere özel ekmek firinlari yapilmisti. Yapacak bir sey yoktu. Yutkuna yutkuna Azdavay'i terk edip, Pinarbasi’na dogru yoluma devam ettim.
DOGA SAHESERLERI
Pinarbasi'nin doga sporlariyla ugrasanlar için, adeta bir cennet oldugunu önceden biliyordum. Atlas Dergisi döneminde bir kaç kez gelmistim. Geçit vermeyen Valla Kanyonu, dünyanin dördüncü büyük magarasi 10 milyon yillik Ilgarini, cennetten bir parça olan Ilica Selalesi ve diger güzelliklere hayran olmus, bir çanta dolusu fotograf çekip dönmüstüm. Kastamonu sadece yaylalar kenti degildi. Cide'de basta cennet Gideros Koyu olmak üzere, Karadeniz'e kucak açmis sahillerinde yaz gezginlerinin de gönlünü çaliyordu.
Sözün özüne gelirsem; Kastamonu ve çevresi gerçekten görülmeye, yasanmaya deger yerler. Bunaltici yaz sicaklarinda kaçacak bir adres istiyorsaniz, buyurun Kastamonu'ya. Yaylalar püfür püfür rüzgariyla sizleri bekliyor. Yörenin ‘damak çatlatan’ yemeklerinden ise haftaya bahsedecegim.
Hürriyet, 11 Mart 2005 | |  | | |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 16/6/2006 - KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN HAZİNE: KASTAMONU
| Gezi |
|
| Hürriyet, 14.07.2004 |
| Keşfedilmeyi bekleyen hazine |
|
|
Küre ormanları içinde bulunan Kastamonu'nun Pınarbaşı İlçesi'ndeki Valla Kanyonu, Ilıca Şelalesi, Ilgarini Mağarası, Horma Kanyonu tüm doğal güzellikleriyle ziyaretçilerin ilgisini bekliyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı'nca 'Avrupa'daki tehdit altında bulunan ve korunması gereken 9 sıcak noktadan biri' olarak ilan edilen Küre Dağları Milli Parkı, keşfedilmeyi bekleyen hazine gibi...
Küre ormanları içinde yer alan Kastamonu'nun Pınarbaşı İlçesi ise, bu doğal güzelliklerin ortasında bir yerleşim bölgesi olma şansını elinde bulunduruyor. Ankara'ya 240, İstanbul'a ise 520 kilometre olan ilçe, günübirlik gezilerin yanı sıra, doğa yürüyüşü yapmak isteyenlerin tercih edebilecekleri yer olma özelliği taşıyor.
GELENEKSEL FİSTAN KIYAFETLERİ
Kayın, gürgen, çam, meşe ve göknar gibi başlıca ağaç türlerinin ve yeşilin her tonunun bulunduğu orman içerisinde bulunan köyler ise, zengin kültür ve folklorik özellikleriyle dikkat çekiyor. Yüzyıllardır renkli tonlardan oluşan geleneksel “Fistan” kıyafetlerini giyen Pınarbaşılı kadınlar, doğanın büyüleyici görüntüsüyle uyum içerisindeler.
Orman köylerinde yaşayan kadınların tamamının tercih ettiği sarı, yeşil ve mor renklerden oluşan “Fistan” kıyafetinin, Pınarbaşı ve Kastamonu'nun Azdavay İlçesi'ne özgü.
“Bekar”, “gelin” ve “Evli kadınlar” için ayrı ayrı özelliklere sahip olan yörenin kıyafetleri, 5 parçadan oluşuyor. Günlük, bayramlık ve düğünler için ayrı giyilen kıyafetler, “yelek”, ”kuşak”, “önlük”, “şalvar” ve “boncuklu takke”den oluşuyor. Doğanın tüm renklerinin yansıtıldığı kıyafetler, bölgede yüz yıllardır kadınlar tarafından giyiliyor.
TURİZM ÇALIŞMALARI
Pınarbaşı Belediye Başkanı Halil Sarımeşe, ilçeyi turizme kazandırmak için çalışma yürüttüklerini ifade ederek, halkın geleneksel kültürünü devam ettirmesinin bu turizm çalışmalarına olumlu yönde katkıda bulunacaklarını söyledi. Sarımeşe, ilçenin potansiyelini değerlendirmek için yaptıkları çalışmalarda, ilk olarak konaklama sorununu çözmeye çalıştıklarını bildirdi.
Yaptıkları çalışmalar kapsamında, 200 yıllık tarihi Paşa Konağı'nı onararak pansiyon haline getirdiklerini ifade eden Sarımeşe, şu anda orman köylerinde bulunan ahşap evleri turizme kazandırmak için çalışma sürdürdüklerini söyledi. Sarımeşe, bu yönde maddi desteğe ihtiyaçları olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Şu anda ilçemizde bulunan doğal güzellikleri görmek için turlar düzenleniyor. Ancak kalacak yer sorunu yaşandığı için bu kişileri ilçemizde veya köylerimizde ağırlayamıyoruz. Köylerde bulunan ahşap evleri turizme kazandırırsak bu sorunu ortadan kaldıracağız. Ayrıca bu ahşap evlerde doğa tutkunlarına köylü kadınlar tarafından 1 gün içerisinde yöresel yemeklerin yapımının öğretilerek doğal bir tatil geçirmelerini hedefliyoruz.”
Ilgarini Mağarası Sorkun Yaylası'ndaki dünyanın dördüncü mağarası olan Ilgarini Mağarası, 3. ve 4. zamanda 160-220 milyon yıllık. Mağaradaki sarkıt ve dikitler ise bir milyon yıllık. Mağaranın uzunluğu 850 metre, derinliği ise 250 metre. Roma ve Bizans döneminde iskan alanı ve dini amaçlarla kullanılan mağarada yapı kalıntıları, seramik ve küp parçaları ile lahitler, su sarnıcı, şapel ve fırın kalıntıları bulunuyor.
Valla Kanyonu Pınarbaşı'nın 26 kilometre kuzeyinde Muratbaşı Köyü yakınlarında, Devrekani Çayı ile Kanlıçay'ın buluştuğu yerde başlıyor. Kuzeyde bulunan Cide'ye doğru yaklaşık 10 kilometre uzanan kanyon, Hamitli Köyü yakınlarında sona eriyor. Kanyonun iki tarafından bulunan 800-1200 metrelik kayalıklarda kartal, şahin, akbaba, gibi kuş yuvalarına sıkça rastlanıyor.
Iıca Şelalesi Ilıca Köyü yakınlarındaki şelalede, su 15 metreden dökülmekte. Suyun döküldüğü alanda doğal bir havuz bulunuyor. Çok sayıda ağaç ve bitki ile çevrili olan havuzun yüzmek için kumsalı da bulunuyor.
Ilıca Hamamı Ilıca Köyü'ndeki hamam Bizans döneminden kalma. Yontma taştan yapılmış kubbe şeklinde 2 metre genişliğinde, 3.5 metre uzunluğunda ve 1 metre 80 santim yüksekliğindeki hamamın duvarlarında sabunluklar da bulunuyor. Hamamın yaz ve kışın su ısısı 23 derecedir.
Horma Koyu Zara Çayı'nın geçtiği kanyonda, suyun taştaki kireci aşındırmasıyla oluşan derin çukurlar bulunmakta. Kanyon, 3.5 kilometre uzunluğunda. (aa) | |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 16/6/2006 - DOĞADAKİ TABLOLAR: AZDAVAY / MEHMET YAŞİN
Doğadaki Tablolar / Azdavay
|
|
|
Dogadaki tablolar
Kastamonu'dan sonra birbirinden güzel ilçeleri, yaylalari gezdim. Gittigim her yer cennetten bir köseye benziyordu... Vadiler, daglar yesil örtülere bürünmüstü. Eger dogaya düskünlügünüz varsa kanyonlari, magaralari, selaleleri ve dünyanin en güzel ormanlariyla Kastamonu sizi bekliyor.
Tepemdeki inatçi yagmur bulutuyla birlikte, iki gün boyunca Kastamonu'nun tarih kokan sokaklarinda dolasip durdum. Camilere, külliyelere, medreselere, hanlara, hamamlara, magazalara, yollara bakarken içiçe geçmis birkaç Kastamonu oldugunu fark ettim. Biri Candarogullari'nin Kastamonu'suydu. Bir digeri Osmanlilara aitti. Daha yenisinde Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulus izleri vardi. En üst katmanda ise bugün yer aliyordu. Bütün dönemler birbirini sarmalamis, kolkola girmis, bir bütün olup Kastamonu'yu yaratmisti. Kentin tablosunda bir dönemden eksik kalan görüntüyü, bir sonraki dönem tamamlamisti...
Çevre gezisine, Daday yolu üstündeki Kasaba Köyü'nden basladim. Kayitlara bakilirsa köyün eski adi ‘Ilisu’ idi. Tarihi XIV.yüzyila kadar uzaniyordu. Köyün o zamanki nüfusu 25 bin civarindaydi. Bu kadar kalabalik bir yere köy demek dogru olmayacagi için, kasaba olarak anilmaya baslandi. Gel zaman git zaman gerçek ismi unutuldu ve Ilisu'nun adi Kasaba Köyü oldu. Köyde simdi, 30 hanede 400 kisi yasiyor.
Uyku tutmadigi için erkenden kalkip yola koyulmustum. Bu yüzden sabahin köründe köye vardim. Evler uzun kavaklarin, ulu çinarlarin gölgesine siginmisti. Ilk bakista geçmisteki görkemi hakkinda ipuçlarini görmek olasiydi. Buraya, 1366 yilinda yapilan ve Türkiye'deki dört ahsap camiden biri olan, Candaroglu Mahmut Bey Camii'ni görmeye gelmistim. Daha dogrusu, Kastamonu'da Liva Pasa Konagi'nda gördügüm sanat saheseri kapi, beni buraya sürüklemisti. Nakkas Mahmut oglu Abdullah tarafindan yapilan oyma kapi, önce çalinmis, sonra bulunup konakta koruma altina alinmisti. Bir zamanlar hükümdarlarin Cuma namazlarini kildiklari bu caminin, kapisi kadar taban ve tavanindaki ahsap isçiligi, kök boyadan yapilan süslemelerinin de birer saheser oldugunu duymustum.
KASABA'DAKI SAHESER
Caminin kapisina geldigimde, horozlar köyü uyandirmaya çalisiyorlardi. Kapida sallanan asma kilidi görünce, onca yolu bosuna geldigimi düsünerek bozuldum. Caminin çevresinde gezinirken, inegini otlaga götüren bir kadina rastladim. O, anahtarin imamda oldugunu, imamin derenin kiyisindaki beyaz evde oturdugunu söyledi. Bir kosu eve gittim. Çekine çekine kapiya vurup imami uyandirdim.
Caminin içi karanlik ve buz gibiydi. Önce bir sey göremedim. Ama gözüm karanliga alisinca, gördüklerim karsisinda agzim adeta açik kaldi. Oymalarla süslü tavan, bindirme teknigi ile tek bir çivi dahi kullanilmadan yapilan dösemeler, kirmizinin tonlari, altin sarisi, çivit, gök mavisi renklerle yapilmis süslemelere hayran ve saskin bakakaldim. Bir ahsap yapi, tam 637 yildan beri kirilip, dökülmeden böylesine yepyeni nasil ayakta kalabilmisti?.. Distan sade ve saglam, içten zarif ve süslü bir yapi olan Candaroglu Mahmut Bey Camii, döneminin en iyi örneklerinden biriydi.
Camiyi ziyaret ettikten sonra tekrar Kastamonu'ya dönüp, Devrekani'ye giden yola saptim. Bir süre sonra bir sisin içine girdim. Sisten çiktigimda, tepemdeki bulutun beni terk ettigini gördüm. Iki günden beri yagan yagmur nihayet durmus, günes yüzünü göstermisti. Günesle birlikte görüntüler de canlandi. Dere tepe tekrar yesilin tonlarina boyandi. Etrafi baharin kokusu sardi. Candaroglu Ismail Bey'in yaz aylarini geçirdigi Devrekani'nin höyüklerine, harabelerine bir göz atip, bereketli tarlalarin, kizilçamla süslenmis tepelerin arasindan Tasköprü'ye dogru direksiyon kirdim. Haritada görünmeyen bu yolu bana, Devrekanili taksi soförleri tarif etmisti.
MANZARA HIRSIZI
Inisli çikisli, virajli yol büyüleyici görüntülerin içinden geçiyordu. Sik sik durup, fotograf makinemle bu tablolari dogadan çaliyordum. Azili bir manzara hirsizi gibiydim. Sisler, bulutlar, agaçlar, çimenler, çiçekler, kus sesleri, küçük selaleler, piril piril dereler... Durup, dinleyip, görüp Tasköprü'ye vardim. Aslinda buraya ulasmakta sabirsizlaniyordum. Çünkü Kastamonulularin iddiasina göre, Türkiye'de en lezzetli kuyu kebabi (veya büryan) burada yapiliyordu. Ve kuzularin kuyulara sarkitilmasinin tam zamaniydi.
1200 yilinda yapilan ve ilçeye adini veren tarihî köprüyü asip, meydandaki ‘Atesoglu’ kebapçisinin önünde durdum. Köpüklü yayik ayrani esliginde, kuyudan yeni çikmis kuzunun bir bölümünü afiyetle yedim. Yerken kuzu etinin yagli oldugunu, kolesterolümün artacagini, damarlarimin tikanacagini falan düsünmedim. ‘Keyifle yenen yemegin vücuda zarar vermeyecegi’ tezinden hareket ederek, kuyu kebabinin tadini çikardim. Kastamonu'daki yeme-içme konusunu bir sonraki yazida isleyecegim için, kebap hakkindaki detaylari yazmadim.
Ben Gökirmak'in kiyisindaki Tasköprü'yü, sarmisagi sayesinde tanimistim. Türkiye'nin sarmisak ihtiyacinin yüzde 19'unun buradan karsilandigini, burada üretilen sarmisagin kalite bakimindan dünya birincisi oldugunu, ugruna festivaller düzenlenen bu ‘Beyaz Altin’in tam 70 derde deva oldugunu biliyordum. Bu yüzden de evime, uzun yillardan beri Tasköprü sarmisagindan baska sarmisak sokmuyordum.
HUZURUN SESI
Gökirmak kiyisindaki çay bahçesinde, yerel gazeteci Mehmet Salih Kartal'in anlattiklarini dinledim. Arabama binerken, Tasköprü'nün sarmisaginin ve kuyu kebabinin yani sira ormanlarinin, yaylalarinin ne kadar güzel oldugunu, keskeginin, atarisinin, terekmeginin, eksili bulgurun tadina doyulamayacagini ögrendim. Mehmet beni, 5-8 Eylül'de yapilacak ‘Sarmisak Festivali’ne davet etti. Tereddütsüz kabul ettim. O gidisimde tüm bu güzellikleri doya doya yasamaya karar verdim.
Tasköprü'den dönerken, gün yerini aksama birakiyordu. Yavas yavas çekilen günesle birlikte, bacalardan beyaz dumanlar yükselmeye basladi. Mayis basi olmasina ragmen soguk buralarda hálá kirilmamisti. Arabamin penceresini aralayip, çevreyi sarmalayan odun kokusunu derin derin soludum. Etrafta sessiz bir huzur vardi. Nereden geldigini çikaramadigim çingirak sesleri, köylerde gün bitiminin habercisiydi. Issiz yollar iyice kimsesizlesti. Kastamonu'ya vardigimda bir gün daha sona ermisti.
Yemek öncesi dere kiyisinda, bir asagi bir yukari yürüyüp, Kastamonu ile vedalastim. Aksam yemegimi, kimsesiz ve sessiz sokaklari, henüz kurumamis islak damlari seyrederek, aheste aheste yedim. Sokaklar bosalmis, karsi yamaçtaki evlerin perdeleri çekilmisti. Tasra kentlerinde aksamlar sessiz, sakin, telassiz ve yapayalniz oluyordu.
AZDAVAY'IN ETLI EKMEGI
Ertesi gün dönüs basladi. Istanbul'a varmak için bir acelem yoktu. Onun için yolu uzattim. Önce Daday'a ugradim. Daday Çayi'nin kenarindaki düz alanliga kurulmus olan ilçeyi, çevredeki ormanlarin kucakladigini gördüm. Bu yüzden de adinin, orman yetistirmeye elverisli toprak anlamindaki ‘Dadybra’dan geldigine dair söylenceyi akla yatkin buldum.
Yollara erken düstügüm için gittigim yerlerde, gördügüm eserlerin ne oldugunu soracak kisi bulmakta bazen zorlanirim. Daday'da da böyle oldu. Önünden geçtigim muhtesem konagin kime ait oldugunu merak ettim. Ilk rastladigim köylü bilmedigini söyledi. Önünü kestigim traktör sürücüsünün de haberi yoktu. Üçüncüsünde sansim yaver gitti. Dogma büyüme Dadayli olan Hüseyin Bey, önünde durdugum evin Köpekçioglu konagi oldugunu, ‘Sapka ve Kiyafet Inkilabi’ dolayisiyla Kastamonu'ya gelen ve 30 Agustos 1925'te Daday'i da ziyaret eden Atatürk'ün, bu konakta misafir edildigini anlatti.
Daday'i geride birakip, ormanlik bir yoldan, kivrila kivrila ilerledim. Bir derenin menderesinde, kavak agaçlarinin arasindan Azdavay'i gördüm. Görüntünün bir tablodan farki yoktu. Birisi, bir resim yapmis, getirip oraya asmisti sanki. Fotograf makineme sarildim, bu görünütüyü de çalip digerlerinin yanina koydum. Niyetim Azdavay'da etli ekmek yemekti. Bu isten anlayanlar, ‘Kuyu kebabini Tasköprü'de, etli ekmegi Azdavay'da yiyeceksin’ diye siki sikiya tembihlemislerdi... Maalesef ki etli ekmegi yemek kismet olmadi. Kime sorduysam firinin yanmadigini söyledi. Aslinda firin falan bahaneydi. Burada herkes etli ekmegini evde kendisi pisiriyordu. Bu is için bahçelere özel ekmek firinlari yapilmisti. Yapacak bir sey yoktu. Yutkuna yutkuna Azdavay'i terk edip, Pinarbasi’na dogru yoluma devam ettim.
DOGA SAHESERLERI
Pinarbasi'nin doga sporlariyla ugrasanlar için, adeta bir cennet oldugunu önceden biliyordum. Atlas Dergisi döneminde bir kaç kez gelmistim. Geçit vermeyen Valla Kanyonu, dünyanin dördüncü büyük magarasi 10 milyon yillik Ilgarini, cennetten bir parça olan Ilica Selalesi ve diger güzelliklere hayran olmus, bir çanta dolusu fotograf çekip dönmüstüm. Kastamonu sadece yaylalar kenti degildi. Cide'de basta cennet Gideros Koyu olmak üzere, Karadeniz'e kucak açmis sahillerinde yaz gezginlerinin de gönlünü çaliyordu.
Sözün özüne gelirsem; Kastamonu ve çevresi gerçekten görülmeye, yasanmaya deger yerler. Bunaltici yaz sicaklarinda kaçacak bir adres istiyorsaniz, buyurun Kastamonu'ya. Yaylalar püfür püfür rüzgariyla sizleri bekliyor. Yörenin ‘damak çatlatan’ yemeklerinden ise haftaya bahsedecegim. | |
|
© Copyright 2005 Hürriyet |
Tarih : 11 Mart 2005 Cuma
|
|
|
| |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|