22.ABANA KÜLTÜR SANAT VE DENİZ ŞENLİKLERİ / PROĞRAMIN TAMAMI

16/6/2006 · Kategori: Gezi- Festival- Senlik

22.ABANA KÜLTÜR SANAT VE DENİZ ŞENLİKLERİ / PROĞRAMIN TAMAMI

Kategori: Haber


22.ABANA KÜLTÜR SANAT VE DENİZ ŞENLİKLERİ

   KONSERLER...
28 TEMMUZ CUMA 
          
GÜÇLÜ YORUM VE BERRAK SESİYLE
ZEYNEP DİZDAR...
   

   

Zeynep Dizdar,1997 yılında “Yolun Açık Ola” isimli albümü ile müzik dünyasına merhaba dedi! Aynı albümün hit şarkısı olan “Vazgeç Gönül” ile kulaklarımızda ve kalplerimizde yer etti! Ve şimdi “İLLE DE SEN” isimli albümü ile yeniden müzikseverlerle buluşuyor.
 Şimdi herkes “Zehir Gibi” ile dans ediyor!

Çok konuşulan “İLLEDE SEN” isimli albümüyle Zeynep Dizdar çıkış şarkısı “Zehir Gibi” ile pop müzik dinleyicisinden tam not aldı. “Zehir Gibi” şu anda radyolarda en çok çalan ve dinleyiciden en çok istek alan şarkılar arasında üst sıralarda yer alıyor.
Söz ve Müziği Zeynep Dizdar’a ait olan “ Zehir Gibi” hareketli ritmi ile herkesin bir ağızdan söyleyip dans edebileceği bir şarkı olmasından dolayı kulüplerde de en çok çalınan şarkı durumunda.Şarkının albümde bir de GURCELL versiyonu bulunuyor.
Zeynep Dizdar,“Zehir Gibi”ye Tülay İBAK tarafından çekilen klip ile de tüm müzik kanallarında yerini aldı.
İlle de Zeynep Dizdar!
Tüm müzikseverler Zeynep’in
güçlü yorumundan ve berrak sesinden dinleyecekleri Zehir Gibi, Yok Yok,İlle de Sen isimli şarkılarla dans ederken,Yüreğimdeki Yağmurlar,Bırak,Acımasızsın gibi nefis baladlar eşliğinde de duygusal anlar yaşayacaklar.

29 TEMMUZ CUMARTESİ

KENDİNE AİT SÖZ VE BESTELERİ KADAR SESİYLE VE YORUMUYLA DA  DİKKATLERİ ÇEKEN İDDİALI BİR İSİM
KUTSİ...
 


          

Kutsi, albümü “Sana ne” ile müzik severlerle buluşuyor. Erol Köse Prodüktörlüğünde yapılan, Kutsi’nin, “Sana ne” adlı albümü 13 şarkı ve 3 versiyondan oluşuyor..13 şarkıdan 10 tanesine imza atan Kutsi’nin besteci kimliği “Sana ne” albümünde de hissediliyor.. “Sana Ne”, “Geçer”, “Canın Sağolsun”, “Doğum Günü” ve “Hançer” şarkılarının söz ve müziği Kutsi’ye ait..

'Yediden yetmişe' klasik deyiminin üzerine çok yakıştığı bu genç adam her kesimden insanı sene boyu mest etti. 'Aşkın Gururu', 'Geçer' gibi şarkılar albümü evladiyelik yapmaya yeter. Sadece Kutsi'nin yazdığı şarkılar değil tabii tek unsur. Şarkı söyleme tekniği ve her bir şarkıya ayrı ayrı yüklediği duygu konuşmaya değer.
            
 
30 TEMMUZ PAZAR GÜNÜ

MÜKEMMEL SESİ VE  YORUMU İLE
EN GÜZEL ŞARKILARIYLA...
ÇELİK

 
     

İlk aşkını yaşayan, aşk için yaşayan,aşkını kaybeden, aşk arayan, yaşlısı , genci, herkes, bu albümde kendisini bulacak.. Bu albüm aşk şarkıları ile dolu.. Aşk özel bir hal, bir frekans, bir dalga boyu… İçi titreyen herkes bunu çok iyi bilir.. Nasıl bir çok konuda, ayrı frekanslarda yayın yapan radyo varsa, birçok haller geçiren, her biri, birbirinden ayrı frekanslarda yaşayan insanlar da var… Bende aşk frekansında yaşıyorum, bu frekansı aşıklar, sevenler anlar, sevenler anlar şarkısı benim albümümün hem çıkış şarkısı hem de ilk şarkısı,bu şarkıyı ve albümdeki diğer şarkıları dinleyen herkes , bu frekansı yakalayan herkes ne demek istediğimi çok iyi anlayacak, dileğim onların hislerine tercüman olmaktır.. Bundan sonra kendimi sadece şarkılarımla ifade edeceğim, ben susuyorum, artık şarkılarım konuşsun, benimle ilgili ne bilmek istiyorsanız, şarkılarımı dinleyin, her şeyim şarkılarımda gizli, her söz benim için derin anlamalar içeren bir kod, bu kodların tamamını AŞK kelimesi ile tanımladım, bu sebeple de bu albümün adını KOD ADI AŞK olarak belirledim..
 

27.07.2005 Perşembe                 
09.00   
Perşembe Günü “Abana İçin Senede Bir Gün Kampanyası”  
18.00
                           Sünnet Kına Gecesi  
                          
         
              
Konya Mevlana Semazen Grubu, Sema Gösterileri ve Tasavvuf Musikisi

       Playback Gösterileri,Animasyon-Müzik-Eğlence
                                   Yer:
Festival Meydanı

28.07.2005  Cuma ( 1.Gün)

11.00  Tavla- Satranç Elemeleri ( Yer:Nostalji Kafe)

11.30  Masa Tenisi Elemeleri ( Yer: İnönü Lisesi) 

13.30  Sünnet Şöleni ( Yer: Abana Devlet Hastanesi )
14.30  Tenis Elemeleri

15.00  Streetball Turnuvası,Plaj Voleybolu Elemeleri ( Uğur Mumcu Tesisleri)
18.00  Açılış
Kastamonu CHP Milletvekili Mehmet Yıldırım,Parti Meclis Üyesi Şahnaz ÇAKIRALP 
        
   
Festival Korteji -Çelenk Koyma Töreni  Yer: Cumhuriyet Meydanı
           Belediye Bandosu Gösterisi
           Ankara Büyükşehir Belediyesi Mehteran Gösterisi      
           Avcılar Belediyesi Geleneksel Danslar Topluluğu Gösterisi
           Özgürlük  Meydanı Açılışı
           Prof. Dr. Ressam Ramiz AYDIN  38.Kişisel Resim Sergisi
           Yrd.Doç. Dr. Ressam İdil UZ  Resim Sergisi         
           Ressam Sevim ERGUN   8. Kişisel Resim Sergisi           
           Ressam Serap BÜYÜKBEKTAŞ 6.Kişisel Resim Sergisi
           Ressam Hayriye SENCER 5. Kişisel Resim Sergisi
           Ressam Yakut KALKAVAN  8.Kişisel Resim Sergisi

           Ressam Nedret TAN 2. Kişisel Resim Sergisi

           A.Burhan  ERSAN   Ebru Sanatçısı Ebru Sergisi
           Emel ÖZCAN- Eda ÖZCAN Çini Sergisi
Hat ve Ebru Sanatçısı Rafet KÜLLÜOĞLU Hat Sergisi
                     Tezhib Sanatçısı Amine KÜLLÜOĞLU Tezhib Sergisi 
          
           
Yapımcı-Yönetmen Fahri TANIR ve
           Yrd.Doç.Dr. Pınar OLGAÇ Fotoğraf Sergisi  
           Yer:
Behçet Kemal Çağlar Güzel Sanatlar Çarşısı
21.00
  Şenlik Gecesi
           Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası Konseri
Nur YOLDAŞ ve BANU
           
 

           Şenlik Konseri –Zeynep DİZDAR
 
          
Havai Fişek Gösterisi 

29.07.2005 Cumartesi (2.Gün)
11.00  Tavla ve Satranç Turnuvası Finali

12.00  Masa Tenisi Finali
14.00
  Liman Etkinlikleri
           Kürekli Sandal Yarışları
           Dalma Yarışı-Yüzme Yarışı 

           Ördek Kapma-Yağlı Direk

    Gürkan AKÇAER Turabder AB Projeleri Gn. Koord.
           Gazeteci Yazar Nazım ALPMAN
 
          
Yer:
Belediye Aile Çay Bahçesi
16.30
 Masa Tenis,Plaj Voleybolu,Streetball Elemeleri
17.00 Şair Yazar Cezmi ERSÖZ-Müzisyen Haluk ÇETİN  İmza Günü 
18.00 Özel Uğurlu Hastanesi Sağlık Söyleşisi
Konu: Meme Kanseri Tanı ve Tedavi Yöntemleri
Konuşmacılar:-Dr.Atıf UĞURLU Başhekim
Op.Dr.Muhsine KORKMAZ Kadın Hastalıkları Doğum Uzmanı
Op.Dr.S.Erkut KESKİN Genel Cerrahi Uzmanı
Op.Dr.Erdinç ELEVLİ Genel Cerrahi Uzmanı

20.00 Ceyda BAL Türk Sanat Müziği Konseri

21.00 Şenlik Konseri KUTSİ     
           Güzellik Yarışması (Sponsor Ünal Gelinlik)

30.07.2005 Pazar ( 3. Gün)
14.00  Streetball Turnuvası
 Finali
15.00  Voleybol Finali

16.00  Masa Tenis Finali
16.30  Trap Atışı (Yer: Merkez Sahil)
17.30
  Bisiklet Yarışması  
18.30
  Maraton Yarışması
19.00
  Şair Yazar Ataol BEHRAMOĞLU-Müzisyen Haluk ÇETİN Şiir Dinletisi

20.00 Ceyda BAL Türk Pop Müziği Konseri
21.30  Şenlik Konseri-ÇELİK 

           Ödül Töreni

           Havai Fişek Gösterisi



UNUTMAYIN!
ŞENLİĞİMİZE HEPİNİZ DAVETLİSİNİZ...

08:46 - 16/6/2006 - yorum {0} - yorum yaz


FESTİVAL HABERLERİ: 1- ABANA / ARAÇ / CİDE

Kategori: Haber

CİDE'NİN FESTİVAL SANATÇISI; NADİDE SULTAN
FESTİVALDE BU YIL BİR İLK!
BU YIL 11.İNCİSİ DÜZENLEYECEĞİMİZ RIFAT ILGAZ SARI YAZMA KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİNE İLK DEFA YURT DIŞINDAN BİR HALK DANSLARI GRUBU RENK KATACAK.GÜRCİSTANDAN GELECEK OLAN GRUP FESTİVAL SÜRESİNCE 2 GÜN GÖSTERİ YAPACAK.
FESTİVAL
news imageBU YIL 11,İNCİSİ DÜZENLENECEK OLAN SARIYAZMA RIFAT ILGAZ ILGAZ KÜLTÜR SANAT FESTİVALİ 7-8-9 TEMMUZ TARİHLERİ ARASINDA YAPILACAKTIR. PANELLER,SERGİLER,SLAYT GÖSTERİLER,KERMES,YARIŞMALAR VE KONSERLERİN YERALACAĞI FESTİVALİMİZ HAZIRLIKLARI MECLİS ÜYEMİZ TANIL GÜRSOY BAŞKANLIĞINDA DEVAM ETMEKTEDİR.

Bu yıl 7-8-9 Temmuzda yapılacak olan 11. Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivaline sanatçı Nadide Sultan katılacak.

Festival ile ilgili programın Haziran ayında kesinleşmesi bekleniyor.

ABANA'YA YILDIZ YAĞACAK

22'nci Abana Kültür Sanat ve Deniz Şenlikleri programı belli oldu.

27-30 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek festivalin ikinci gününde Zeynep Dizdar, üçüncü gününde Kutsi, son gününde ise ünlü Sanatçı Çelik konser verecek.

27 Temmuz'da 'Abana İçin Senede Bir Gün' Kampanyası ile başlayacak olan festival çerçevesinde sünnet şöleni, Semazen gösterisi, Tasavvuf Musukisi konseri, turnuvalar, yarışmalar, resim sergileri, fotoğraf serileri, şiir dinletileri, çeşitli açılışlar ve havai fişek gösterileri yer alacak.
KISAPARMAK VE TEPE ARAÇ'A GELİYOR

Araç Hacıbekir Şekerciler, pastacılar yayla festivali programı belli oldu.

30 Haziran Cuma günü başlayacak ve 2 Temmuz Pazar günü sona erecek olan festival süresince Sanatçılar Fatih Kısaparmak, Gökhan Tepe, İrfan Kurt, Zeynep Savaş ve Sıtkı Akın sahne alacaklar. İlk gün ilçe merkezinde gerçekleştirilecek açılış sonrası aynı gece ilçe stadyumunda Sanatçılar Gökhan Tepe, İrfan Kurt, Zeynep Savaş, Sıtkı konser verecekler. Festivalin ikinci günü ise Fındıklı- Gölcük yaylasında etkinlikler ile devam edecek. Yaylada çeşitli yarışmalar ve gösteriler sonrası akide şekeri, lokum ve badem şekeri yapılacak. Yaylada atlı doğa yürüyüşü sonrası ise gece Sanatçı Fatih Kısaparmak konser verecek.

Festivalin üçüncü günü olan Pazar günü ise Tuzaklı göletinin gezilmesi sonrası güreş müsabakaları ile sona erecek.

DOĞADAKİ TABLOLAR: AZDAVAY / MEHMET YAŞİN

16/6/2006 · Kategori: Gezi- Festival- Senlik

Doğadaki Tablolar / Azdavay

 

  
 
Dogadaki tablolar

Kastamonu'dan sonra birbirinden güzel ilçeleri, yaylalari gezdim. Gittigim her yer cennetten bir köseye benziyordu... Vadiler, daglar yesil örtülere bürünmüstü. Eger dogaya düskünlügünüz varsa kanyonlari, magaralari, selaleleri ve dünyanin en güzel ormanlariyla Kastamonu sizi bekliyor.

Tepemdeki inatçi yagmur bulutuyla birlikte, iki gün boyunca Kastamonu'nun tarih kokan sokaklarinda dolasip durdum. Camilere, külliyelere, medreselere, hanlara, hamamlara, magazalara, yollara bakarken içiçe geçmis birkaç Kastamonu oldugunu fark ettim. Biri Candarogullari'nin Kastamonu'suydu. Bir digeri Osmanlilara aitti. Daha yenisinde Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulus izleri vardi. En üst katmanda ise bugün yer aliyordu. Bütün dönemler birbirini sarmalamis, kolkola girmis, bir bütün olup Kastamonu'yu yaratmisti. Kentin tablosunda bir dönemden eksik kalan görüntüyü, bir sonraki dönem tamamlamisti...

Çevre gezisine, Daday yolu üstündeki Kasaba Köyü'nden basladim. Kayitlara bakilirsa köyün eski adi ‘Ilisu’ idi. Tarihi XIV.yüzyila kadar uzaniyordu. Köyün o zamanki nüfusu 25 bin civarindaydi. Bu kadar kalabalik bir yere köy demek dogru olmayacagi için, kasaba olarak anilmaya baslandi. Gel zaman git zaman gerçek ismi unutuldu ve Ilisu'nun adi Kasaba Köyü oldu. Köyde simdi, 30 hanede 400 kisi yasiyor.

Uyku tutmadigi için erkenden kalkip yola koyulmustum. Bu yüzden sabahin köründe köye vardim. Evler uzun kavaklarin, ulu çinarlarin gölgesine siginmisti. Ilk bakista geçmisteki görkemi hakkinda ipuçlarini görmek olasiydi. Buraya, 1366 yilinda yapilan ve Türkiye'deki dört ahsap camiden biri olan, Candaroglu Mahmut Bey Camii'ni görmeye gelmistim. Daha dogrusu, Kastamonu'da Liva Pasa Konagi'nda gördügüm sanat saheseri kapi, beni buraya sürüklemisti. Nakkas Mahmut oglu Abdullah tarafindan yapilan oyma kapi, önce çalinmis, sonra bulunup konakta koruma altina alinmisti. Bir zamanlar hükümdarlarin Cuma namazlarini kildiklari bu caminin, kapisi kadar taban ve tavanindaki ahsap isçiligi, kök boyadan yapilan süslemelerinin de birer saheser oldugunu duymustum.

KASABA'DAKI SAHESER

Caminin kapisina geldigimde, horozlar köyü uyandirmaya çalisiyorlardi. Kapida sallanan asma kilidi görünce, onca yolu bosuna geldigimi düsünerek bozuldum. Caminin çevresinde gezinirken, inegini otlaga götüren bir kadina rastladim. O, anahtarin imamda oldugunu, imamin derenin kiyisindaki beyaz evde oturdugunu söyledi. Bir kosu eve gittim. Çekine çekine kapiya vurup imami uyandirdim.

Caminin içi karanlik ve buz gibiydi. Önce bir sey göremedim. Ama gözüm karanliga alisinca, gördüklerim karsisinda agzim adeta açik kaldi. Oymalarla süslü tavan, bindirme teknigi ile tek bir çivi dahi kullanilmadan yapilan dösemeler, kirmizinin tonlari, altin sarisi, çivit, gök mavisi renklerle yapilmis süslemelere hayran ve saskin bakakaldim. Bir ahsap yapi, tam 637 yildan beri kirilip, dökülmeden böylesine yepyeni nasil ayakta kalabilmisti?.. Distan sade ve saglam, içten zarif ve süslü bir yapi olan Candaroglu Mahmut Bey Camii, döneminin en iyi örneklerinden biriydi.

Camiyi ziyaret ettikten sonra tekrar Kastamonu'ya dönüp, Devrekani'ye giden yola saptim. Bir süre sonra bir sisin içine girdim. Sisten çiktigimda, tepemdeki bulutun beni terk ettigini gördüm. Iki günden beri yagan yagmur nihayet durmus, günes yüzünü göstermisti. Günesle birlikte görüntüler de canlandi. Dere tepe tekrar yesilin tonlarina boyandi. Etrafi baharin kokusu sardi. Candaroglu Ismail Bey'in yaz aylarini geçirdigi Devrekani'nin höyüklerine, harabelerine bir göz atip, bereketli tarlalarin, kizilçamla süslenmis tepelerin arasindan Tasköprü'ye dogru direksiyon kirdim. Haritada görünmeyen bu yolu bana, Devrekanili taksi soförleri tarif etmisti.

MANZARA HIRSIZI

Inisli çikisli, virajli yol büyüleyici görüntülerin içinden geçiyordu. Sik sik durup, fotograf makinemle bu tablolari dogadan çaliyordum. Azili bir manzara hirsizi gibiydim. Sisler, bulutlar, agaçlar, çimenler, çiçekler, kus sesleri, küçük selaleler, piril piril dereler... Durup, dinleyip, görüp Tasköprü'ye vardim. Aslinda buraya ulasmakta sabirsizlaniyordum. Çünkü Kastamonulularin iddiasina göre, Türkiye'de en lezzetli kuyu kebabi (veya büryan) burada yapiliyordu. Ve kuzularin kuyulara sarkitilmasinin tam zamaniydi.

1200 yilinda yapilan ve ilçeye adini veren tarihî köprüyü asip, meydandaki ‘Atesoglu’ kebapçisinin önünde durdum. Köpüklü yayik ayrani esliginde, kuyudan yeni çikmis kuzunun bir bölümünü afiyetle yedim. Yerken kuzu etinin yagli oldugunu, kolesterolümün artacagini, damarlarimin tikanacagini falan düsünmedim. ‘Keyifle yenen yemegin vücuda zarar vermeyecegi’ tezinden hareket ederek, kuyu kebabinin tadini çikardim. Kastamonu'daki yeme-içme konusunu bir sonraki yazida isleyecegim için, kebap hakkindaki detaylari yazmadim.

Ben Gökirmak'in kiyisindaki Tasköprü'yü, sarmisagi sayesinde tanimistim. Türkiye'nin sarmisak ihtiyacinin yüzde 19'unun buradan karsilandigini, burada üretilen sarmisagin kalite bakimindan dünya birincisi oldugunu, ugruna festivaller düzenlenen bu ‘Beyaz Altin’in tam 70 derde deva oldugunu biliyordum. Bu yüzden de evime, uzun yillardan beri Tasköprü sarmisagindan baska sarmisak sokmuyordum.

HUZURUN SESI

Gökirmak kiyisindaki çay bahçesinde, yerel gazeteci Mehmet Salih Kartal'in anlattiklarini dinledim. Arabama binerken, Tasköprü'nün sarmisaginin ve kuyu kebabinin yani sira ormanlarinin, yaylalarinin ne kadar güzel oldugunu, keskeginin, atarisinin, terekmeginin, eksili bulgurun tadina doyulamayacagini ögrendim. Mehmet beni, 5-8 Eylül'de yapilacak ‘Sarmisak Festivali’ne davet etti. Tereddütsüz kabul ettim. O gidisimde tüm bu güzellikleri doya doya yasamaya karar verdim.

Tasköprü'den dönerken, gün yerini aksama birakiyordu. Yavas yavas çekilen günesle birlikte, bacalardan beyaz dumanlar yükselmeye basladi. Mayis basi olmasina ragmen soguk buralarda hálá kirilmamisti. Arabamin penceresini aralayip, çevreyi sarmalayan odun kokusunu derin derin soludum. Etrafta sessiz bir huzur vardi. Nereden geldigini çikaramadigim çingirak sesleri, köylerde gün bitiminin habercisiydi. Issiz yollar iyice kimsesizlesti. Kastamonu'ya vardigimda bir gün daha sona ermisti.

Yemek öncesi dere kiyisinda, bir asagi bir yukari yürüyüp, Kastamonu ile vedalastim. Aksam yemegimi, kimsesiz ve sessiz sokaklari, henüz kurumamis islak damlari seyrederek, aheste aheste yedim. Sokaklar bosalmis, karsi yamaçtaki evlerin perdeleri çekilmisti. Tasra kentlerinde aksamlar sessiz, sakin, telassiz ve yapayalniz oluyordu.

AZDAVAY'IN ETLI EKMEGI

Ertesi gün dönüs basladi. Istanbul'a varmak için bir acelem yoktu. Onun için yolu uzattim. Önce Daday'a ugradim. Daday Çayi'nin kenarindaki düz alanliga kurulmus olan ilçeyi, çevredeki ormanlarin kucakladigini gördüm. Bu yüzden de adinin, orman yetistirmeye elverisli toprak anlamindaki ‘Dadybra’dan geldigine dair söylenceyi akla yatkin buldum.

Yollara erken düstügüm için gittigim yerlerde, gördügüm eserlerin ne oldugunu soracak kisi bulmakta bazen zorlanirim. Daday'da da böyle oldu. Önünden geçtigim muhtesem konagin kime ait oldugunu merak ettim. Ilk rastladigim köylü bilmedigini söyledi. Önünü kestigim traktör sürücüsünün de haberi yoktu. Üçüncüsünde sansim yaver gitti. Dogma büyüme Dadayli olan Hüseyin Bey, önünde durdugum evin Köpekçioglu konagi oldugunu, ‘Sapka ve Kiyafet Inkilabi’ dolayisiyla Kastamonu'ya gelen ve 30 Agustos 1925'te Daday'i da ziyaret eden Atatürk'ün, bu konakta misafir edildigini anlatti.

Daday'i geride birakip, ormanlik bir yoldan, kivrila kivrila ilerledim. Bir derenin menderesinde, kavak agaçlarinin arasindan Azdavay'i gördüm. Görüntünün bir tablodan farki yoktu. Birisi, bir resim yapmis, getirip oraya asmisti sanki. Fotograf makineme sarildim, bu görünütüyü de çalip digerlerinin yanina koydum. Niyetim Azdavay'da etli ekmek yemekti. Bu isten anlayanlar, ‘Kuyu kebabini Tasköprü'de, etli ekmegi Azdavay'da yiyeceksin’ diye siki sikiya tembihlemislerdi... Maalesef ki etli ekmegi yemek kismet olmadi. Kime sorduysam firinin yanmadigini söyledi. Aslinda firin falan bahaneydi. Burada herkes etli ekmegini evde kendisi pisiriyordu. Bu is için bahçelere özel ekmek firinlari yapilmisti. Yapacak bir sey yoktu. Yutkuna yutkuna Azdavay'i terk edip, Pinarbasi’na dogru yoluma devam ettim.

DOGA SAHESERLERI

Pinarbasi'nin doga sporlariyla ugrasanlar için, adeta bir cennet oldugunu önceden biliyordum. Atlas Dergisi döneminde bir kaç kez gelmistim. Geçit vermeyen Valla Kanyonu, dünyanin dördüncü büyük magarasi 10 milyon yillik Ilgarini, cennetten bir parça olan Ilica Selalesi ve diger güzelliklere hayran olmus, bir çanta dolusu fotograf çekip dönmüstüm. Kastamonu sadece yaylalar kenti degildi. Cide'de basta cennet Gideros Koyu olmak üzere, Karadeniz'e kucak açmis sahillerinde yaz gezginlerinin de gönlünü çaliyordu.

Sözün özüne gelirsem; Kastamonu ve çevresi gerçekten görülmeye, yasanmaya deger yerler. Bunaltici yaz sicaklarinda kaçacak bir adres istiyorsaniz, buyurun Kastamonu'ya. Yaylalar püfür püfür rüzgariyla sizleri bekliyor. Yörenin ‘damak çatlatan’ yemeklerinden ise haftaya bahsedecegim.

 

Hürriyet, 11 Mart 2005

KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN HAZİNE: KASTAMONU

16/6/2006 · Kategori: Gezi- Festival- Senlik

Gezi
Hürriyet, 14.07.2004
Keşfedilmeyi bekleyen hazine
 

Küre ormanları içinde bulunan Kastamonu'nun Pınarbaşı İlçesi'ndeki Valla Kanyonu, Ilıca Şelalesi, Ilgarini Mağarası, Horma Kanyonu tüm doğal güzellikleriyle ziyaretçilerin ilgisini bekliyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı'nca 'Avrupa'daki tehdit altında bulunan ve korunması gereken 9 sıcak noktadan biri' olarak ilan edilen Küre Dağları Milli Parkı, keşfedilmeyi bekleyen hazine gibi...

Küre ormanları içinde yer alan Kastamonu'nun Pınarbaşı İlçesi ise, bu doğal güzelliklerin ortasında bir yerleşim bölgesi olma şansını elinde bulunduruyor. Ankara'ya 240, İstanbul'a ise 520 kilometre olan ilçe, günübirlik gezilerin yanı sıra, doğa yürüyüşü yapmak isteyenlerin tercih edebilecekleri yer olma özelliği taşıyor. 

GELENEKSEL FİSTAN KIYAFETLERİ

Kayın, gürgen, çam, meşe ve göknar gibi başlıca ağaç türlerinin ve yeşilin her tonunun bulunduğu orman içerisinde bulunan köyler ise, zengin kültür ve folklorik özellikleriyle dikkat çekiyor. Yüzyıllardır renkli tonlardan oluşan geleneksel “Fistan” kıyafetlerini giyen Pınarbaşılı kadınlar, doğanın büyüleyici görüntüsüyle uyum içerisindeler.

Orman köylerinde yaşayan kadınların tamamının tercih ettiği sarı, yeşil ve mor renklerden oluşan “Fistan” kıyafetinin, Pınarbaşı ve Kastamonu'nun Azdavay İlçesi'ne özgü.

“Bekar”, “gelin” ve “Evli kadınlar” için ayrı ayrı özelliklere sahip olan yörenin kıyafetleri, 5 parçadan oluşuyor. Günlük, bayramlık ve düğünler için ayrı giyilen kıyafetler, “yelek”, ”kuşak”, “önlük”, “şalvar” ve “boncuklu takke”den oluşuyor. Doğanın tüm renklerinin yansıtıldığı kıyafetler, bölgede yüz yıllardır kadınlar tarafından giyiliyor.

TURİZM ÇALIŞMALARI

Pınarbaşı Belediye Başkanı Halil Sarımeşe, ilçeyi turizme kazandırmak için çalışma yürüttüklerini ifade ederek, halkın geleneksel kültürünü devam ettirmesinin bu turizm çalışmalarına olumlu yönde katkıda bulunacaklarını söyledi. Sarımeşe, ilçenin potansiyelini değerlendirmek için yaptıkları çalışmalarda, ilk olarak konaklama sorununu çözmeye çalıştıklarını bildirdi.

Yaptıkları çalışmalar kapsamında, 200 yıllık tarihi Paşa Konağı'nı onararak pansiyon haline getirdiklerini ifade eden Sarımeşe, şu anda orman köylerinde bulunan ahşap evleri turizme kazandırmak için çalışma sürdürdüklerini söyledi. Sarımeşe, bu yönde maddi desteğe ihtiyaçları olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“Şu anda ilçemizde bulunan doğal güzellikleri görmek için turlar düzenleniyor. Ancak kalacak yer sorunu yaşandığı için bu kişileri ilçemizde veya köylerimizde ağırlayamıyoruz. Köylerde bulunan ahşap evleri turizme kazandırırsak bu sorunu ortadan kaldıracağız. Ayrıca bu ahşap evlerde doğa tutkunlarına köylü kadınlar tarafından 1 gün içerisinde yöresel yemeklerin yapımının öğretilerek doğal bir tatil geçirmelerini hedefliyoruz.”

Ilgarini Mağarası
Sorkun Yaylası'ndaki dünyanın dördüncü mağarası olan Ilgarini Mağarası, 3. ve 4. zamanda 160-220 milyon yıllık. Mağaradaki sarkıt ve dikitler ise bir milyon yıllık. Mağaranın uzunluğu 850 metre, derinliği ise 250 metre. Roma ve Bizans döneminde iskan alanı ve dini amaçlarla kullanılan mağarada yapı kalıntıları, seramik ve küp parçaları ile lahitler, su sarnıcı, şapel ve fırın kalıntıları bulunuyor.

Valla Kanyonu
Pınarbaşı'nın 26 kilometre kuzeyinde Muratbaşı Köyü yakınlarında, Devrekani Çayı ile Kanlıçay'ın buluştuğu yerde başlıyor. Kuzeyde bulunan Cide'ye doğru yaklaşık 10 kilometre uzanan kanyon, Hamitli Köyü yakınlarında sona eriyor. Kanyonun iki tarafından bulunan 800-1200 metrelik kayalıklarda kartal, şahin, akbaba, gibi kuş yuvalarına sıkça rastlanıyor.

Iıca Şelalesi
Ilıca Köyü yakınlarındaki şelalede, su 15 metreden dökülmekte. Suyun döküldüğü alanda doğal bir havuz bulunuyor. Çok sayıda ağaç ve bitki ile çevrili olan havuzun yüzmek için kumsalı da bulunuyor.

Ilıca Hamamı
Ilıca Köyü'ndeki hamam Bizans döneminden kalma. Yontma taştan yapılmış kubbe şeklinde 2 metre genişliğinde, 3.5 metre uzunluğunda ve 1 metre 80 santim yüksekliğindeki hamamın duvarlarında sabunluklar da bulunuyor. Hamamın yaz ve kışın su ısısı 23 derecedir.

Horma Koyu
Zara Çayı'nın geçtiği kanyonda, suyun taştaki kireci aşındırmasıyla oluşan derin çukurlar bulunmakta. Kanyon, 3.5 kilometre uzunluğunda.

 
(aa)

DOĞADAKİ TABLOLAR: AZDAVAY / MEHMET YAŞİN

16/6/2006 · Kategori: Gezi- Festival- Senlik

Doğadaki Tablolar / Azdavay

 

  
 
Dogadaki tablolar

Kastamonu'dan sonra birbirinden güzel ilçeleri, yaylalari gezdim. Gittigim her yer cennetten bir köseye benziyordu... Vadiler, daglar yesil örtülere bürünmüstü. Eger dogaya düskünlügünüz varsa kanyonlari, magaralari, selaleleri ve dünyanin en güzel ormanlariyla Kastamonu sizi bekliyor.

Tepemdeki inatçi yagmur bulutuyla birlikte, iki gün boyunca Kastamonu'nun tarih kokan sokaklarinda dolasip durdum. Camilere, külliyelere, medreselere, hanlara, hamamlara, magazalara, yollara bakarken içiçe geçmis birkaç Kastamonu oldugunu fark ettim. Biri Candarogullari'nin Kastamonu'suydu. Bir digeri Osmanlilara aitti. Daha yenisinde Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulus izleri vardi. En üst katmanda ise bugün yer aliyordu. Bütün dönemler birbirini sarmalamis, kolkola girmis, bir bütün olup Kastamonu'yu yaratmisti. Kentin tablosunda bir dönemden eksik kalan görüntüyü, bir sonraki dönem tamamlamisti...

Çevre gezisine, Daday yolu üstündeki Kasaba Köyü'nden basladim. Kayitlara bakilirsa köyün eski adi ‘Ilisu’ idi. Tarihi XIV.yüzyila kadar uzaniyordu. Köyün o zamanki nüfusu 25 bin civarindaydi. Bu kadar kalabalik bir yere köy demek dogru olmayacagi için, kasaba olarak anilmaya baslandi. Gel zaman git zaman gerçek ismi unutuldu ve Ilisu'nun adi Kasaba Köyü oldu. Köyde simdi, 30 hanede 400 kisi yasiyor.

Uyku tutmadigi için erkenden kalkip yola koyulmustum. Bu yüzden sabahin köründe köye vardim. Evler uzun kavaklarin, ulu çinarlarin gölgesine siginmisti. Ilk bakista geçmisteki görkemi hakkinda ipuçlarini görmek olasiydi. Buraya, 1366 yilinda yapilan ve Türkiye'deki dört ahsap camiden biri olan, Candaroglu Mahmut Bey Camii'ni görmeye gelmistim. Daha dogrusu, Kastamonu'da Liva Pasa Konagi'nda gördügüm sanat saheseri kapi, beni buraya sürüklemisti. Nakkas Mahmut oglu Abdullah tarafindan yapilan oyma kapi, önce çalinmis, sonra bulunup konakta koruma altina alinmisti. Bir zamanlar hükümdarlarin Cuma namazlarini kildiklari bu caminin, kapisi kadar taban ve tavanindaki ahsap isçiligi, kök boyadan yapilan süslemelerinin de birer saheser oldugunu duymustum.

KASABA'DAKI SAHESER

Caminin kapisina geldigimde, horozlar köyü uyandirmaya çalisiyorlardi. Kapida sallanan asma kilidi görünce, onca yolu bosuna geldigimi düsünerek bozuldum. Caminin çevresinde gezinirken, inegini otlaga götüren bir kadina rastladim. O, anahtarin imamda oldugunu, imamin derenin kiyisindaki beyaz evde oturdugunu söyledi. Bir kosu eve gittim. Çekine çekine kapiya vurup imami uyandirdim.

Caminin içi karanlik ve buz gibiydi. Önce bir sey göremedim. Ama gözüm karanliga alisinca, gördüklerim karsisinda agzim adeta açik kaldi. Oymalarla süslü tavan, bindirme teknigi ile tek bir çivi dahi kullanilmadan yapilan dösemeler, kirmizinin tonlari, altin sarisi, çivit, gök mavisi renklerle yapilmis süslemelere hayran ve saskin bakakaldim. Bir ahsap yapi, tam 637 yildan beri kirilip, dökülmeden böylesine yepyeni nasil ayakta kalabilmisti?.. Distan sade ve saglam, içten zarif ve süslü bir yapi olan Candaroglu Mahmut Bey Camii, döneminin en iyi örneklerinden biriydi.

Camiyi ziyaret ettikten sonra tekrar Kastamonu'ya dönüp, Devrekani'ye giden yola saptim. Bir süre sonra bir sisin içine girdim. Sisten çiktigimda, tepemdeki bulutun beni terk ettigini gördüm. Iki günden beri yagan yagmur nihayet durmus, günes yüzünü göstermisti. Günesle birlikte görüntüler de canlandi. Dere tepe tekrar yesilin tonlarina boyandi. Etrafi baharin kokusu sardi. Candaroglu Ismail Bey'in yaz aylarini geçirdigi Devrekani'nin höyüklerine, harabelerine bir göz atip, bereketli tarlalarin, kizilçamla süslenmis tepelerin arasindan Tasköprü'ye dogru direksiyon kirdim. Haritada görünmeyen bu yolu bana, Devrekanili taksi soförleri tarif etmisti.

MANZARA HIRSIZI

Inisli çikisli, virajli yol büyüleyici görüntülerin içinden geçiyordu. Sik sik durup, fotograf makinemle bu tablolari dogadan çaliyordum. Azili bir manzara hirsizi gibiydim. Sisler, bulutlar, agaçlar, çimenler, çiçekler, kus sesleri, küçük selaleler, piril piril dereler... Durup, dinleyip, görüp Tasköprü'ye vardim. Aslinda buraya ulasmakta sabirsizlaniyordum. Çünkü Kastamonulularin iddiasina göre, Türkiye'de en lezzetli kuyu kebabi (veya büryan) burada yapiliyordu. Ve kuzularin kuyulara sarkitilmasinin tam zamaniydi.

1200 yilinda yapilan ve ilçeye adini veren tarihî köprüyü asip, meydandaki ‘Atesoglu’ kebapçisinin önünde durdum. Köpüklü yayik ayrani esliginde, kuyudan yeni çikmis kuzunun bir bölümünü afiyetle yedim. Yerken kuzu etinin yagli oldugunu, kolesterolümün artacagini, damarlarimin tikanacagini falan düsünmedim. ‘Keyifle yenen yemegin vücuda zarar vermeyecegi’ tezinden hareket ederek, kuyu kebabinin tadini çikardim. Kastamonu'daki yeme-içme konusunu bir sonraki yazida isleyecegim için, kebap hakkindaki detaylari yazmadim.

Ben Gökirmak'in kiyisindaki Tasköprü'yü, sarmisagi sayesinde tanimistim. Türkiye'nin sarmisak ihtiyacinin yüzde 19'unun buradan karsilandigini, burada üretilen sarmisagin kalite bakimindan dünya birincisi oldugunu, ugruna festivaller düzenlenen bu ‘Beyaz Altin’in tam 70 derde deva oldugunu biliyordum. Bu yüzden de evime, uzun yillardan beri Tasköprü sarmisagindan baska sarmisak sokmuyordum.

HUZURUN SESI

Gökirmak kiyisindaki çay bahçesinde, yerel gazeteci Mehmet Salih Kartal'in anlattiklarini dinledim. Arabama binerken, Tasköprü'nün sarmisaginin ve kuyu kebabinin yani sira ormanlarinin, yaylalarinin ne kadar güzel oldugunu, keskeginin, atarisinin, terekmeginin, eksili bulgurun tadina doyulamayacagini ögrendim. Mehmet beni, 5-8 Eylül'de yapilacak ‘Sarmisak Festivali’ne davet etti. Tereddütsüz kabul ettim. O gidisimde tüm bu güzellikleri doya doya yasamaya karar verdim.

Tasköprü'den dönerken, gün yerini aksama birakiyordu. Yavas yavas çekilen günesle birlikte, bacalardan beyaz dumanlar yükselmeye basladi. Mayis basi olmasina ragmen soguk buralarda hálá kirilmamisti. Arabamin penceresini aralayip, çevreyi sarmalayan odun kokusunu derin derin soludum. Etrafta sessiz bir huzur vardi. Nereden geldigini çikaramadigim çingirak sesleri, köylerde gün bitiminin habercisiydi. Issiz yollar iyice kimsesizlesti. Kastamonu'ya vardigimda bir gün daha sona ermisti.

Yemek öncesi dere kiyisinda, bir asagi bir yukari yürüyüp, Kastamonu ile vedalastim. Aksam yemegimi, kimsesiz ve sessiz sokaklari, henüz kurumamis islak damlari seyrederek, aheste aheste yedim. Sokaklar bosalmis, karsi yamaçtaki evlerin perdeleri çekilmisti. Tasra kentlerinde aksamlar sessiz, sakin, telassiz ve yapayalniz oluyordu.

AZDAVAY'IN ETLI EKMEGI

Ertesi gün dönüs basladi. Istanbul'a varmak için bir acelem yoktu. Onun için yolu uzattim. Önce Daday'a ugradim. Daday Çayi'nin kenarindaki düz alanliga kurulmus olan ilçeyi, çevredeki ormanlarin kucakladigini gördüm. Bu yüzden de adinin, orman yetistirmeye elverisli toprak anlamindaki ‘Dadybra’dan geldigine dair söylenceyi akla yatkin buldum.

Yollara erken düstügüm için gittigim yerlerde, gördügüm eserlerin ne oldugunu soracak kisi bulmakta bazen zorlanirim. Daday'da da böyle oldu. Önünden geçtigim muhtesem konagin kime ait oldugunu merak ettim. Ilk rastladigim köylü bilmedigini söyledi. Önünü kestigim traktör sürücüsünün de haberi yoktu. Üçüncüsünde sansim yaver gitti. Dogma büyüme Dadayli olan Hüseyin Bey, önünde durdugum evin Köpekçioglu konagi oldugunu, ‘Sapka ve Kiyafet Inkilabi’ dolayisiyla Kastamonu'ya gelen ve 30 Agustos 1925'te Daday'i da ziyaret eden Atatürk'ün, bu konakta misafir edildigini anlatti.

Daday'i geride birakip, ormanlik bir yoldan, kivrila kivrila ilerledim. Bir derenin menderesinde, kavak agaçlarinin arasindan Azdavay'i gördüm. Görüntünün bir tablodan farki yoktu. Birisi, bir resim yapmis, getirip oraya asmisti sanki. Fotograf makineme sarildim, bu görünütüyü de çalip digerlerinin yanina koydum. Niyetim Azdavay'da etli ekmek yemekti. Bu isten anlayanlar, ‘Kuyu kebabini Tasköprü'de, etli ekmegi Azdavay'da yiyeceksin’ diye siki sikiya tembihlemislerdi... Maalesef ki etli ekmegi yemek kismet olmadi. Kime sorduysam firinin yanmadigini söyledi. Aslinda firin falan bahaneydi. Burada herkes etli ekmegini evde kendisi pisiriyordu. Bu is için bahçelere özel ekmek firinlari yapilmisti. Yapacak bir sey yoktu. Yutkuna yutkuna Azdavay'i terk edip, Pinarbasi’na dogru yoluma devam ettim.

DOGA SAHESERLERI

Pinarbasi'nin doga sporlariyla ugrasanlar için, adeta bir cennet oldugunu önceden biliyordum. Atlas Dergisi döneminde bir kaç kez gelmistim. Geçit vermeyen Valla Kanyonu, dünyanin dördüncü büyük magarasi 10 milyon yillik Ilgarini, cennetten bir parça olan Ilica Selalesi ve diger güzelliklere hayran olmus, bir çanta dolusu fotograf çekip dönmüstüm. Kastamonu sadece yaylalar kenti degildi. Cide'de basta cennet Gideros Koyu olmak üzere, Karadeniz'e kucak açmis sahillerinde yaz gezginlerinin de gönlünü çaliyordu.

Sözün özüne gelirsem; Kastamonu ve çevresi gerçekten görülmeye, yasanmaya deger yerler. Bunaltici yaz sicaklarinda kaçacak bir adres istiyorsaniz, buyurun Kastamonu'ya. Yaylalar püfür püfür rüzgariyla sizleri bekliyor. Yörenin ‘damak çatlatan’ yemeklerinden ise haftaya bahsedecegim.

© Copyright 2005 Hürriyet


Tarih : 11 Mart 2005 Cuma

 

Kültür ve Turizm Bakanligi

TÜRKİYE / BATI KARADENİZ / ...VE KASTAMONU SAHİLLERİMİZ...

12/6/2006 · Kategori: Gezi- Festival- Senlik

Türkiye / Batı Karadeniz / BATI KARADENİZ

Batı Karadeniz Bölgesi, Anadolu'nun en eski yerleşim bölgelerinden biri. Bölgenin tarih öncesi dönemde özel bir adı var. Halys'le (Kızılırmak) , Filios (şimdi Filyos) ırmağı arasında kalan bölüme Paphlagonia deniyor. Bu bölgedeki yerleşimlerin hemen hepsi tarih öncesi dönemlerin izlerini taşıyor. Heres, Filyos ve şimdi Bartın Deresi olarak bilinen Partenios ırmağı , Çevrelerinin yeşili, sarp dağları ,dingin vadileriyle taşıdıkları suyu büyüleyerek bilinen ve bilinemeyen tarihlerin soluğunu katarlar ona. İnanmayan gidip dinlesin. Tarihle birazcık dostluğu varsa , Amazon süvarilerinin erkeklere meydan okuyan naralarının bu ırmaklarda derinden yankılandığını duyacaktır..

Mengen

Bolu’yu geçip te, Eskiçağ ayrımından otoyoldan çıktığmızda, Mengen, Zonguldak tabelasını görüyoruz ve sapıyoruz. Yol bizi Atatürk’e karşı çıktılar diye "Eski Çağ" olarak bırakılan yer üzerinden, yeşillikler arasından Mengen’e doğru götürüyor. Yaklaşık 15 km. sonra Mengen’e geliyoruz. "Aşçılar Festivali"nin olmamasının hiç bir önemi yok, yol kenarındaki lokantalardan birini gözümüze kestirip içeri giriyoruz. Mengen Türkiye’ye aşçı yetiştiren memleket; önden bir bulgur çorbası istiyoruz, peşinden güzel bir et yemeği. Aslında Mengen’e şaşırıyoruz, dağınık ve biraz da tozlu... Ama yemek güzeldi. Karadeniz’e keyifli girmeli; yemeğin üzerine bir kahve söylüyoruz, yanında garsonun ikram ettiği nane likörü. Evet, Artık E-5 geride kaldı, Ehl-i keyf Karadeniz bizi bekliyor.

Yeşillikler arasındayız ve bir çay bizi takip ediyor. Dorukan tünelinden geçiyoruz. Ama biz Yedigöller’e daha çok zaman ayırmalı diye düşünüyor ve bir haftasonu gezisi için programlayıp devam ediyoruz. (Yedigöller için İstanbul’dan Ankara’ya sayfalarına bakınız.)

Bastonun Kenti

Devrek

Devrek yolların kavşağında kurulmuş. Batıya Ereğli’ye ve Zonguldak’a Kuzeye Kilimli sahiline, ve Bartın’a bağlanıyor. Kilimli sahiline ulaşmak için 40 km. kadar yol almanız yeterli. Doğuya yönelirseniz Karabük ve Safranbolu’ya çıkarsınız. Ama önce burada bir mola vermeli.

( Bakınız bu sayfadaki Devrek Çınar Otel)

Devrek ülkemizin baston yapımcılığıyla ünlü ilçesi. Türkiye’nin en güzel bastonları burada eğilip bükülüyor, üzerine işler işleniyor ve ülkenin dört bir yanına dağılıyor. Yurtdışına da gidiyor. Devrek’in bastonlarının ünü ülke sınırlarımızı aşalı çok olmuş. Sayıları biraz azalmaya yüz tuttu ama gene de baston atölyelerinden birine girip bu eski mesleğin nasıl icra edildiğini izleyebilirsiniz.

En güzellerinden birini de satınalabilirsiniz. İhtiyacınız olmasa da evinizin bir köşesinde süs olur.

ZONGULDAK

Yol ayrımına geliyoruz, eğer doğrudan Bartın üzerinden Amasra ve Karadeniz’e ulaşacaksak sağa, Zonguldak’ı görmek istiyorsak sola yönelmemiz gerekir.

Biz sola yöneliyoruz. Ağaçlar arasında ilerleyen yolumuz (burada "Almancı"ların yaptırdığı o hiç bir işe yaramayan beş katlı binaları görmeden) yaklaşık 30 dakika sonra Çaydamar kömür havzasından bizi Zonguldak’a götürür. Çaydamar yolu yeni yoldur eğer Orhan Veli gibi Zonguldak’a tepeden girmek istiyorsak, biraz daha virajlı ve uzun olan Üzülmez mevkiini kullanmalıyız ki bu yol üzerindeki evlerin göçükler nedeni ile çatlayan duvarlarını görebilelim.

Zonguldak’a geldik yapabileceğimiz pek bir şey yok.

Fener mahallesindeki Deniz Kulübü bir şeyler yemek ve içmek için uygun bir yer. Kapuz ve Uzunkum plajları da unutulmamalı.

Bu arada Zonguldak yöresindeki mağaralardan söz etmeliyiz. Çaycuma yolu üzerindeki Güdüllü Köyü’nde bulunan Çakırköy mağarasının içinde çeşitli göller vardır. Bunun yanısıra Zonguldak’a 23 km. uzaklıktaki Cumayanı - Kızılelma Mağarası da içinde göletler bulunduran 10 km. uzunluğunda derin bir mağaradır.

Zonguldak’tan kuzey doğuya doğru yol alıyoruz. Ağaçlıklar arasından çok güzel deniz manzaraları ile virajlı ve tehlikeli bir yolla Kilimli kömür havzasından Hisarönü sahiline ulaşabiliriz. Bu yol üzerinde kömür ocaklarının ağızlarını ve Çatalağzı termik santralini görebiliriz.

Hisarönü, kumsalı ile denize girmek için tercih edilen yerlerden biri. Buradaki motelde konaklayabiliriz ama o küçük pastanenin pandispanyasından muhakkak tatmalıyız.

ÇAYCUMA’DAN BARTIN’A

Hisarönü’nden içeri girip yaklaşık 25 km. sonra Çaycuma’ya varırız. Hatırlarsak, Devrek’ten sonraki yol ayrımına tekrar geldik. Evet eğer Zonguldak’ı görmek istemiyorsak, yol ayrımından sağa sapıp Çaycuma üzerinden yaklaşık 40 dakika sonra Bartın’a ulaşırız. (Bartın, Amasra, Cide ve Safranbolu’yu içine alacak bir geziyi İstanbul ve çevresi sayfalarında bulacaksınız. Bu nedenle gezinin bu bölümündeki ayrıntıları atlıyoruz.)

Bartın’dan kuzeybatıya yönelip 20 dakika yol alarak İnkumu’na geliyoruz. Aslında burası Bartın Çayı’nın Karadenize açıldığı boğaz mevkiidir. Önce hafif yukarı çıkıp Bakacak’tan İnkumu’na bakıyoruz. Önümüzde 5 kilometrelik o güzelim kumsalı ile Karadeniz’in Rivierası duruyor.

Ancak İnkumu kötü yapılaşma nedeni ile bölgenin talan edilişinin ilk habercilerinden en önemlisi. Konaklayabileceğimiz ya da yemek yiyebileceğimiz birçok yer var burada, isim vermek istemiyorum. İnsan bu güzelliklerin böylesine plansız ve ucuz harcanmasına üzülüyor. İsteyen İnkumu’nun o güzelim incecik kumlarından denize girebilir, ama ben buradan ayrılıp biraz daha batıya Mogada Koyu’na gidiyorum, orada denize girip İmamın Yeri’nde yemeğimi yiyeceğim.

Bartın’a dönüp güneye yöneliyoruz. 40 km sonra Ulus ilçesi, oradan bozuk ama harika bir orman yolu ile yaklaşık bir saat sonra 1200 metre yükseklikteki Uluyayla’ya geliyoruz. Şimdi derin bir nefes alın, öylece durun, eğer tutacağınız bir el varsa tutun ve yürüyün, nefes alın ve hissedin çünkü yapabileceğiniz başka bir şey yok. Yalnızca yayla evleri, sonsuz orman, temiz hava... ve "yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var!". Biz iyisi mi çadırımızı kuralım, yoksa yayla evlerinden birinde kıvrılıveririz.

Tekrar Bartın yoluna geri dönüyoruz ve güneye yol alıyoruz. Bartın - Safranbolu arası yaklaşık 75 km. Eflani sapağını geçtikten 5 km. sonra Safranbolu’ya geliyoruz.

SAFRANBOLU

(Safranbolu için İstanbul Çevresi sayfalarında bulabilirsiniz.)

Amasra

Fatih Sultan'ın 'Çeşmi Cihan'ı

Bartın üzerinden Karadeniz'in kıyıya paralel uzanan sıradağlarının heybetiyle kısa bir tanışmadan sonra görkemli bir şekilde ve aniden karşınıza çıkan Amasra, zorlar sizi durmaya, kendisini doyasıya seyrettirmek için. Fatih'in bu yöreyi ilk gördüğünde söylediği 'Çeşmi cihan' (Dünyanın Gözleri ) deyişini anımsarsınız hemencecik. Sonra yavaşça hareket edip ağır ağır aşağıya doğru inerken , denizle barışıklığını parça parça gösterir kent. Birden sağ yanınızdaki vadide görürsünüz Kömür İşletmesinin hem şehre , hem denize ve hem de tarihe karşı açtığı kirletme ve yoketme savaşını.

Amasra'nın ilk kuruluşu MÖ 2000 yıllarında, adı Esamos. M.Ö. 4.yy'da Kraliçesinin adını alır, Amastrist. . Cromna'nın (Kurucaşile çevresi) yanında önemli bir ticaret merkezi. Köle ve kıymetli maden ticareti yapılıyor. Denizci halk Akhalar ve torunları Kafkasları yağmalayıp, şehirlerine taşırlar.7000 hanelik bir kent olur Amastrist. Tarih boyunca hep önemini korur.

Osmanlının Karadeniz'deki mekteb-i bahriyesi burada açılır. Aynı bina şimdilerde müze. Bir kıymet bilen geldiğinde Türkiye'nin önemli müzelerinden biri olmaya da aday. Çünkü tarih, hala Amasra'nın bir iki metre altında yatıyor, Söylendiğine göre işte bu nedenle yarım metreden çok temel bile kazdırılmıyor Amasra'da. Müze'de iki yanda ıki ayrı tarih sergileniyor. Tek Katlı müzenin sağ tarafı Antik dönem buluntulları. Hemen hepsi bina temelleri kazılırken bulunmuş. Kimbilir daha başka neler yatıyor bu küçük ilçe toprağının altında. Binanın sol bölümünde Osmanlı eserleri sergileniyor. Sergilenemeyen birçok eser ise üst kattaki depoda korunuyormuş. Binanın bahçesinde de kimi buluntular sergileniyor. Amasra müzesi görülmesi gerekli bir müze.

Amasra, küçük bir Karadeniz kasabası. Eski gücünü unutmuş ama güzelliğini yaşamaya devam ediyor. Plajları, her mevsim bulabileceğiniz balıkları, rahat ve temiz otelleri ve artık turist konuk etmeye alışmış halkı ile. Çarşısında tahta gereçler ve oyuncaklar satılıyor. Kendinize ve dostlarınıza hediye alabilirsiniz. Sonra Kaleyi gezebilirsiniz. Denize girmek için çevrede güzel plajlar var. Bozköy, Akkonak plajları güzel. Amasra'dan doğuya doğru 15 km. yol alınca Çakraz'a ulaşırsınız, buranın plajı yörenin en güzellerinden biri.

Amasra' turizm dışında bir balıkçı kasabası da. İskeleye yanaşan balıkçı motorlarının getirdiği taze balıkları İskele çevresindeki lokantalarda tadabilirsiniz. Midye de bol.

Telefon Kodu: 378

Nasıl Gidilir :

Gerede üzerinden Safranbolu'ya, oradan da Bartın yoluyla sahili buluyorsunuz. Sahile gelmeden sola Bartın'a, sağa Amasra'ya dönülüyor. Bartın-Amasra arası 14 km.

Acelesi olmayan, otoyolu da sevmeyen İstanbullular otomobille biraz uzun, biraz bozuk bir güzergahı seçebilirler. Adapazarı kavşağından Karusu sahiline çıkıp kıyı kıyı Kocaali, Akçakoca, Alaplı, Ereğli, Zonguldak, Bartın'ı geçerek Amasra'ya ulaşabilirler. Biraz meşakkatli ama çok yeri, güzel sahilleri görmüş olursunuz. ( Bu yolu kışın tavsiye etmiyoruz. )

Nerede Kalınır:

Büyük otel yok. Küçük oteller ve çok sayıda pansiyon var. Odanızı görerek ve pazarlık ederek seçin kalacağınız yeri.

KURUCAŞİLE, GİDEROS, GÖLDERESI

Amasra'dan geleceğe yönelik iyimser beklentilerle Kurucaşile'ye ve zorunlu olarak dağlara doğru kıvrılıp giden yollar. Bir kaç dakika içinde gene yüzlerce metre yükseğe tırmanıyorsunuz. Yol, sahil yolu diye tanımlanıyor. Ama dağların tepesinden giden bir sahil yolu. Yolun suçu yok. Köyler öyle kurulmuş. Bu yol kentleri değil , köyleri birleştiren bir yol. Ve asıl sizi Cide - İnebolu yoluna hazırlıyor. Pek çok ve keskin virajlı ama bakımlı bir yol. Yükseklik korkunuz yoksa, bir deniz seviyesine inip, bir dağ başına çıkmak sizin için sorun değilse ve bir de yavaş gitmeyi becerebiliyorsanız, yol boyu uzanan cins cins ormanların kendi özel yeşilleri , kokuları , küçük dereleri, içilebilir pırıl pırıl sularıyla her virajı dönüşte herkese ayrı bir tad ve ayrı bir coşku veriyor. Arada köylerde soluklanıp bir çay içebilirsiniz. Yol son derece de işlek. İki ayrı otobüs firmasının saat başı geçen otobüslerini gördük. Cide'den kalkıp bu civarın yolcusunu toparlayarak İstanbul'a götürüyorlar. Ayrıca köy minübüsleri gidip geliyor.

Kurucaşile’den bir önceki koydaki yerleşimin adı Tekkeönü. Tekkeönü, Karadenizlinin tekne yapım ustalığının sergilendiği yer. Bölgenin en büyük tekne kızakları burada. Karadenizin azgın dalgalarına direnen dev balıkçı tekneleri burada kızağa konuluyor ve kısa sürede de bitiriliyor.

Kurucaşile

Kurucaşile 2000 nufuslu, yemyeşil bir Karadeniz kasabası.. Büyükçe bir limanı var. Hemen limanın yanı başında kalınabilir tek oteli olan, A Oteline gidiyoruz. Daha önceden tembihliyiz. Yüksel Öztepe'yi kendisine sorarak buluyoruz.

Yıllarca Ege'de turist rehberliği yaptıktan sonra , ulaşılması güç bu kasabaya kapağı atıp, tarih için, kültür için ve gelecek için ve kimbilir başka neler için burada yaşamı seçen aydın bir delikanlı.

Cromna ,güzel ve muktedir kraliçe Amastrist' in para bastığı yer. Ana Britanika'ya göre Kurucaşile çevresinde, Yüksel'e göre daha içerlerde bu tarih öncesinin önemli kenti. Bu iki kent, yani Amasra ve Kurucaşile, tarihsel beraberliklerini küçülüp yoksullaşarak birlikte sürdürüyorlar. Tarihi değerlerini bilecek kuşaklar yetişinceye dek direnecekler direnmesine ama, birinde devletin kömür işletmesi, öbüründe, tam da Cromna tarihinin yattığı alanda açık ocak açmak isteyen Şişe Cam' dan fırsat bulabilirlerse.

Dağlara gitmiş Yüksel bey, bulmuş o dönemin kalıntılarını, kimi köy meydanında işaret taşı olmuş, kimi, bir binanın temelinde yatıyor, kimi de bir köy evini ayakta tutan direk olmuş , eski işlevine devam ediyor, tarihsel değeri ve tanıklığı önemsenmeden. Gerekli yerlere ve gerekenlere müracaat etmiş Yüksel Bey ama , kendini duyurana kadar kimbilir daha ne kavgalar verecek. Şimdiden faydası olmuş Kurucaşile'ye . Birbirine bağlı iki göl ve bir çağlayan bulmuş bu kimsenin uğramadığı kasabada. Adını da kendi koymuş: Gölderesi. Kurucaşile ye 2 km mesafede. Kanatlı köyünden içeri giriyorsunuz. Yürüyerek gidilebiliyor. Bir km. kadar köyden içerde Gölderesi. Alabalığı var. Yüzülebiliyor. Kimi turlar bu bölgeyi de programlarına almışlar. Gene Yüksel'in sayesinde. Ne yazık ki şimdilik ne tuvalet, ne lokanta, ne de kır kahvesi var. Bu koşullar dikkate alınarak, çevresinde çadır kurulabilir.

Kurucaşile A oteli telefon numarası 0378.5181463 . Yüksel Beyi bu otelde bulabilirsiniz. A otel, Kurucaşile'de kalınabilir tek otel. Başka lokantaları da var ilçe içlerinde. Liman kenarındaki tek restaurant gene A Otelinin. Otel dışından da müşteri kabul ediyor.

Denizlerimizde nazlı nazlı yüzen teknelerin en sağlamları Kurucaşile ve çevresinde yapılıyor. Neredeyse her evin altı bir tersane. . Savaşa kendi yaptıkları gemilerle giden Akhalara bu mesleği Poseidon öğretmiş. Sadece öğretmemiş, genlerine de koymuş tekne yapım sanatını. Önce Kral Polepsıa'ya denizde ıslanmadan giden ve kanatlı atların çektiği ilk 'araba'yı vermiş ve sonra ' gerisini kendiniz yapın ' demiş . Deyiş o deyiş. İşte o zamandan beri bu bölgede gemi yapılıyor. "Karadeniz Çektirmesi" kimilerince o döneme tarihleniyor. Agamemnon 'un gemilerini yapan ustalar da işte bu gemileri ve onların ustalığını taklit ediyorlar.

Gideros

Kurucaşile'yi Cide'ye doğru 15 km. geçtiniz miydi, Gideros'a gelirsiniz. Doğal liman ,her türlü havaya karşı korunaklı , Osmanlı da dahil, tarih boyuca önemli tersaneleri ve gemileri barındırmış bağrında. Dağları kestane, meşe, kayın ve şimşir yetiştirmiş. Ustaları gemi yapmış , Gideros (önceleri Kaytros) liman olmuş gemileri, orduları saklamış. Şimdilerde yörenin köylüleri tekir tava ve özel fasulye turşulu salatalarıyla misafir ağırlıyorlar tarih manzaralı koylarında. Neyse çok fazla yapılaşma yok. 'Yol' diyor 'yol' Yüksel, 'biraz daha buralara yol yapılmasın çünkü kimse koruyamaz bu güzellikleri yol yapılırsa.' Bunca yaşadıklarımızdan sonra kim karşı çıkabilir bu görüşe Bu koyda, vaktiniz varsa öğle yemeği için durun. Koyun bütününü ve her bir kayayı içinize sindirerek doya doya seyredin. Denizcilerin bu koya girerken duydukları sevince ve ayrılırken yaşadıkları burukluğa çok yakından tanık olacaksınız.

Koyda iki balık lokantası var. Birini Hanife Yılmaz, iki oğluyla birlikte işletiyor. Cide’den, taa Ankara’lardan balık yemeğe gelirler buraya diyor Hanif hanım.

Koyda denize de girilebiliyor. Dalgalı havalarda bile sakin oluyor, su.

Yola devam edecekseniz gecenin karanlığına kalmadan yola koyulun. Yol çetin, virajlar sert, gündüz gözüyle geçmekte yarar var. Kral Pelopsia 'nın kanatlı atların çektiği, denizde ıslanmaz arabasının dinlendiği koyun, 45 derece dik ve bozuk yolunu, 'ya bismillah 'deyip gazlayarak, Cide yoluna giriyoruz yeniden. Pek çok küçük ve güzel koy, öbek öbek maviye kesmiş menekşeler, papatyalar ve sarı çiçeklerle süslü ormanlar içinden Cide' ye doğru yola koyuluyoruz. Katır tırnakları patlamak üzere ' iki hafta sonra gelin beni görün diyor'. Ormanlar yeni yeni yeşilini çoğaltıyor . Yaz başında görmeli buraları bir kez daha.

Cide

Cide, eski adı Agillius. Kraliçe Amastrist'in ölümünden sonra Kaytros, Sesamos ve Cramna şehirleri bilinmez bir nedenle 'yer ile yeksan 'ediliyor. Bu kentlerin köleleri kaçıp kurtuluyor. Şimdiki Cide düzlüğüne yerleşip Agillius'u kuruyorlar. ( MÖ 3. yy. )

Cide halkının çoğunluğu dışarda, ekmek parası peşinde. Cide, aynı zamanda Rıfat Ilgaz'ın da kasabası. Ölümünden önce gelip, doğduğu bu kasabaya yerleşti. Bir süre de burada yaşadı. Romanlar yazdı Cide ve Cideliler üzerine. Şimdi doğduğu ev yıkılmak üzere , umarız yıkılıp yokolmadan birileri sahip çıkar da unutturmazlar tarihlerini.

Cide kocaman bir sahil şeridiyle başlıyor. Ilgaz ,Uzunkum koymuş adını. Cide 'sarıyazma'sını da ondan öğrendi Türkiye. Sarıyazma almak isterseniz limandan epey içerdeki şehir merkezinde bulabilirsiniz. Korunaklı bir limanı var. Karadeniz'de çok az yerde bulunan düzlük arazi üzerine kurulmuş şehir.

Rıfat Ilgaz'ın kaldığı ve romanlarını yazdığı Ece otele yerleşip, perdeleri açınca Karadeniz içeri doluyor. Buradan onun kızıp köpürerek, iri dalgalarla sahili dövüşünü izlemek çok keyifli olurdu. Olurdu, çünkü, "Nisan, Mayıs, Haziran, Karadenizin limanları" Böyle der Karadenizli bu fırtınasız mevsim için. Gerçekten de bu bölgede bulunduğumuz bir hafta içinde Karayel bir kaç kez başını kaldırmak istedi, ama Nisan bastırdı. Hava süt liman.

Akşam üstü inmiştik Cide'ye, biraz sonra güneş batmaya durdu, vakti kerahat geldi. Karadeniz kasabalarında meyhanelerin iyisi limandadır. Biz de tuttuk limanın yolunu. Bir kaç tane var. Dolaştık şöyle bir, hepsi de birbirinden iyi. Girdik Yalı Restaurant'a. Cide son derece rahat ve hoşgörülü bir kasaba. Tek başına bir genç kız da burada bir meyhaneye gidebilir. Kimse, yadırgamaz, kem gözle bakmaz. İlçede pek yabancı yok. Sokakta gençler, elele, kolkolaydı. Şimdi de buralardalar. Birlikte kadeh kaldırıyoruz. Bildik mezeler ve Karadeniz balıkları. Fiyatları mı, rahatlıkla dostlarınızı ağırlayabilirsiniz.

Cide'de eski gelenekler hala yaşıyor. Bayramlarda her mahallenin ayrı bir günü var. Kapılar açılıyor ve her eve girip bayram yemeği yiyebiliyorsunuz. Hiç kimse neden geldiniz demediği gibi, sizi ağırlamak için elinden geleni yapıyor.

Cide hakkında daha fazla bilgi isterseniz Cide nin eski belediye başkanı Ramazan Çalım beyi arayabilirsiniz. Tel: 0366.8661714, Ece Otel'in telefonu ise, 0366.8661020 - 8661138

Eskiden bu sahillere yük ve yolcu gemileri çalışırdı haftada iki kez, gider dönerlerdi Sinop'a kadar. Çok güzeldir bu sahillerin denizden seyri. Şimdi yolcu gemileri uzaktan bile gözükmüyor. Varsa karayolu, yoksa karayolu. Galiba biz Türkler karayolunda ve trafik kazasında ölmeyi çok seviyoruz. Ya da denizler bize ne yaptıysa bir türlü sevdiremedi kendilerini. Üzerinde kayık yüzdüremiyoruz. İçinde balık barındırmıyoruz. Ve insafsızca kirletip duruyoruz.

Zorlu Yol

Bu düşüncelerle vurduk İnebolu yoluna. Ürke ürke. «Çünkü hem okuduklarımız ve hem de duyduklarımız zorlu bir yol olduğuydu. Cideli şöförlerin söyledikleri de tüy dikti korkularımıza. Ama kararlıydık, Yavaş yavaş çıktık yola.

İNEBOLU'ya Doğru

Sahil yolu ile Cide - İnebolu arası 101 Km. Ama öyle bir satte alacağınızı falan düşünmeyin Gerçekten de Cide Doğanyurt arasında, 20 den çok dağı inip çıktık. Keskin virajların,dik yokuşların ve inişlerin yanısıra Orman ve deniz koyun koyuna. İç içe , insansız güzellikler yaratıp insana gereksinmeden yaşayabiliyorlar . Başlangıçta tedirginliğimizden ötürü göremediğimiz bu güzellikler bizi kuşatıp sarmaladı. Sonra da 'iyi ki girdik bu yola, başka nerelerde bulurduk bu güzellikleri' dedirtti bize.

Buralarda köy, kasaba isimleri hep değiştirilmiş 12 Eylül' döneminde: Zarbana, Özlüce olmuş. Meset, Doğanyurt yapılmış. Osmanlı da adı 'Hoşalay'mış. Kendi alayını kendi düzmüş, çarığı, poturu, şalvarı, fesi ve kılıcıyla. Gören 'ne hoş alay' dermiş. Bu isim de oradan kalmış. O zamanlar nüfus 7-8 bin. Şimdi ilçe olmuş ama nüfusu bin kişi.

Neyse ki akarsuların isimlerine ilişmemişler. Belki de akıllarına gelmemiştir. Eski isimleriyle duruyorlar, Zarbana, Meset vb. Eskiden buralarda, Karadeniz bol miktarda kalkan balığı verirdi. «Çevresini kucaklayamazdınız, diyorlar, buralılar değil, Doğu Karadeniz'den gelenler kökünü kazıdılar." Tutsalar bile, artık kalkan balığı yiyemezler buralarda çünkü, 5 milyon kilosu İstanbul'da.

İnebolu

Geldik İnebolu'ya. Antep'in kahramanlık madalyasını herkes biliyor. Oysa İnebolu Kayıkçılar loncasının beyaz şeritli kahramanlık madalyası çok az kişi tarafından bilinir.. 1924 yılında, Gazi imzasıyla verilen bir önergeyle kabül edilmiş. Gazi ,'"Gözüm Dumlupınar'da kulağım İnebolu'daydı"diyor. İstiklal Savaşı'nda Anadolu'ya silah ve cephane sevkiyatı buradan yapılmış. O yüzden denizden topa tutmuş istilacılar İnebolu'yu. İnebolulular da ellerindeki tek topu Kel Süleyman tepesine kurup karşılık vermişler , sağa sola da soba boruları koyup korkusunu büyütmüşler düşmanın.

Denizde gemi kalmayınca, denizci de tükenmiş İnebolu'da. 60' lı yıllara kadar bu sahilin çocukları hep denizdeydi. Ne liman ,ne barınak, yelken yelken dolaşırlardı denizlerde, boy boy çektirmeler. Kimi sert havalarda istim üstünde durur, demirleyemezdi gemiler ama bırakmazdı yolcusunu da, yükünü de İnebolu'lu kayıkçılar. Tıpkı, Kurtuluş Savaşı'nın silahını mermisini gemide bırakmadıkları gibi.

İnebolu M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanan bir yerleşim yeri.Yakın zamana kadar Geriş Tepesindeki Bizans Kilisesi ilçe merkezinden gözükürdü. Evlerinin çoğu 3. Sınıf tarihi eser ilan edilmiş. Hemen hepsinin de içinde oturuluyor. İlçenin büyük kısmı sit alanı. Limanından, Küre'den gelen pirit madeni gemilerle naklediliyor. Teleferik hattı yapılmış maden taşımak için. Ama kamyoncular kazansın diye çalıştırmıyorlar. O zaman neden yaptılar acaba Küre İnebolu arası Km.lerce uzanan bu hattı?

İnebolu Küre arasındaki yol genişletilmiş ve bakımlı. Bu yolda ilginç köy isimleri göreceksiniz, Ersizler gibi. 1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'nda erlerinin tümünü yitirmiş köyler. Geride kalan kadınlar da, 50'li yıllara kadar hala işlevsel olan 'yekpare meşeden tekerlekli öküz arabaları' ile İstiklal Savaşı'nın mermilerini taşıdılar.

Abana

İnebolu'nun Sinop yönünde hemen komşusu Abana. ( 23 km. ) Arada Evrenye köyü var, şimdi Gemiciler yapılmış adı, sanki gemici bırakmışlar gibi. Evrenye, İnebolu'nun öteden beri en güzel ve en büyük köyü. Gerçektende bu köy ve civarı köy delikanlıları bir önceki kuşağa kadar hep denizci olurlardı. Çünkü Karadeniz ve yakın çevresinin yolcu ve yük nakli hep denizden yapılırdı. Karadeniz çektirmeleri gemici köylerinden geçerken gemi düdükleri çevreyi inletirdi. Buna karşılık sahilden; analar, yavuklular çarşaf sallarlardı, oğullarına, sevgililerine hasretle, özlemle. Canı sıkkın olan tazeye "Denizde yarin mi var?" denirdi. Deniz, hem ayırır hem de birleştirirdi insanlarımızı. Şimdi kim ne ettiyse bize seyrediyoruz karşılıklı birbirimizi. Küstürmüşüz denizimizi bile.

Evrenye ile Beldeğirmen köyü arası bir kilometre. İşte burada bir soluklanmak gerek. 1000 yıllık, belki de daha yaşlı çınarların altında, dalgaların sesini dinleyerek çay içmeden geçmek olmaz. Burada bir de motel yapılmış, Motel Çınar. Bu civarda gecelemek isterseniz buradan daha uygun bir yer bulamazsınız. Özel günler dışında her zaman boş yer bulmak olanaklıym ış.

Bu sahilde her yerde denize girilebilir. İneboludan itibaren artık leb-i derya gidiyoruz. Abana, Çatalzeytin, Türkeli birbirini takip eden kasabalar. Ayancık'a kadar durup durup kendini seyrettiren bir deniz ve öte yanda dağ manzaraları. 50' li yıllardan beri bu dağların ormanları yağmalanıyor. Bildiğimiz en son evvelki yıl İnebolu ormanları, hem de Orman Bakanının teşvikiyle talan edildi . Yiğit bir savcı çıktı da durdurdu talanı. Davası halen devam ediyor.

Abana, öteden beri özellikle Ankara'dan turist çeken bir ilçe. Demokrat Parti döneminde CHP li olduğu için nahiye yapıldı da ancak 27 Mayıs'tan sonra yeniden ilçe statüsüne kavuşabildi. Bu nedenle de hoşgörülü bir kasabadır. Bağnazı yoktur pek. Otel, lokanta gibi tesisleri de hem çeşitli ve hem de temiz. Sahili ise boydan boya plaj.

Çatalzeytin ve Türkeli de sahil yerleşimleri. Özellikle Çatalzeytin ince bir sahil şeridi üzerinde uzanıyor. İnebolu tarafından girişte büyükçe ve son derece korunaklı bir limanı var. Sahilde bir çay bahçesi ve onunda içinde bir pastahane görünce dayanamayıp indik arabadan. Sabah saatlerinde geçerseniz buralardan mutlaka buraya uğrayın bir çay içip, poğaça yemeyi ihmal etmeyin. Tertemiz sahiller , adeta insanı birlikte olmaya çağırıyor.

Yol Türkeli'ye kadar sahilden gidiyor. Burada yeniden dağlara çıkmaya başlıyoruz.

Ayancık

Ayancık bu civarın en büyük ilçesi. Kereste işleme tesisleri var. İlçenin en önemli ekonomik faaliyeti bu alanda. İstanbul da gördüğümüz, ketenden el işlemesi elbise ve örtüler son zamanlarda tekrar canlandırılmış. Çarşı içinde bir tek dükkanda satılıyor , görmeye değer.

Genç yaşta kaybettiğimiz, sinema ve tiyatrosu sanatçısı Yaman Okay'ın adına düzenlenmiş bir park karşılıyor bizi sahilde. Birden sanki Yaman'la karşılaşmış gibi seviniyoruz.

Kasaba sahilinin büyük bölümünde yalılar sıralanıyor. Sadece iskele ve çevresi kalmış halka ve Yaman Okay'a. Ülkemizin en zengin ormanları ile çevreli Ayancık.

Denize girmek için Çamurca Plajını öneririz. Bir de ilçeye 35 km. uzaklıktaki Akgöl'ü görmenizi. Kayın ve göknar ormanı içindeki güzeller güzeli gölde sandal sefası yapabilirsiniz. Orman Bakanlığı tesislerinden de yararlanabilirsiniz.

Ayancık’ta da Belediye işletmesi Ayancık Apart Otel konaklamak için uygun. Tel: 613 11 37

Sinop'a bir saatlik bir yolumuz kaldı. ( 53 km. ) Buradan sonra gene dağ tırmanacağız ama , yol geniş ve biz artık eğitimliyiz.

Sinop'a 20 km kala 'geyik ve karaca üretme istasyonu'na rastlıyoruz çam ağaçlarının içinde. Tatil günleri dışında görülebiliyor.

   

Mengen

 

Devrek’te en iyi özel bastonlar Latif Usta’nın elinden çıkar.

 

Çelebi baston sergisi

 

Zonguldak

 

Amasra

 

Kurucaşile öncesinde küçük ve güzel köy Tekkeönü’ne gelinir. Tekkeönü’nde Karadenizli taka ustaları bütün hünerlerini sergilerler.

 

Kurucaşile-Cide arasında yol virajlı ama son derece etkileyici bir manzara eşliğinde sürer gider.

 

Dünya güzeli bir koydur Gideros.

 

Cide’de yeşille mavinin buluşması

 

Cide-İnebolu arasında, kah iner kah çıkarsınız. Bir zorlu ama o kadar da keyifli bir yoldur bu.

 

İnebolu-Abana arasında

 

İnebolu, Türkiye’nin en eski turizm merkezlerindendir.

 


REHBERİl Kodu: (378 372 366 368)
Ulaşım Ne Yenir? Telefonlar
Ne zaman gidilir? Rent-a-car Müzeler
Turlar Detaylı Harita - (Flash) / (GIF)
Çevredeki Hoteller:
Devrek Zonguldak Ayancık Sinop

TÜRKİYE / BATI KARADENİZ / ...

12/6/2006 · Kategori: Gezi- Festival- Senlik

Türkiye turkiye.gif (13378 bytes)

Türkiye / Batı Karadeniz 15.gif (10077 bytes)
Dorukan tüneli,Yedigöller,Çaydamar,Gölderesi,Gideros,Küre,Çatalzeytin,Diyojen,karadeniz
Ereğli Arkeoloji Müzesi,Cehennemağzı Mağarası,ereğli,karadeniz ereğlisi
safranbolu,amasra
sinop,gerze

Türkiye / Batı Karadeniz / BATI KARADENİZ

Batı Karadeniz Bölgesi, Anadolu'nun en eski yerleşim bölgelerinden biri. Bölgenin tarih öncesi dönemde özel bir adı var. Halys'le (Kızılırmak) , Filios (şimdi Filyos) ırmağı arasında kalan bölüme Paphlagonia deniyor. Bu bölgedeki yerleşimlerin hemen hepsi tarih öncesi dönemlerin izlerini taşıyor. ...

devamı için tıklayın...
   

Mengen

 

REHBERİl Kodu: (378 372 366 368)
Ulaşım Ne Yenir? Telefonlar
Ne zaman gidilir? Rent-a-car Müzeler
Turlar Detaylı Harita - (Flash) / (GIF)
Çevredeki Hoteller: