Birkaç Gün Sonra Bayram... Server Tanilli - Bir Bakıma

28/9/2008 · Kategori: Fikra

Server Tanilli   - Bir Bakıma

Birkaç Gün Sonra Bayram...

İyi ki bayramlar var!

Gelişleriyle, topluma ve insanlara değişik bir sevinç getirip katarlar; günlerimiz benzersiz olur. Dinsel ya da dünyasal olsun, bayramlarda bu değişiklik tadılır.

Eskiden “Şeker Bayramı” dediğimiz Ramazan Bayramı’nı, estirdiği barış havasıyla da hatırlarız. Cumhuriyet Bayramı’yla da, geleceğe olan inancımız bileylenir.

İyi ki bayramlar var!

Ancak söylemeliyiz, eskiden bayramlarımız bir başkaydı, bir başka taddaydılar. Ne oldu? Onlar mı değiştiler, yoksa bizler mi?

Bilmiyoruz...

Ne olursa olsun, birkaç gün sonra gelecek bayramın hakkını vermeye çalışalım. Çalışalım, çünkü yakın bir gelecekte, bugünkü bayramlarımızı arayabiliriz.

Hayır, şom ağızlı değiliz: Dışarda en ciddi gazeteler, en başta iktisadi bakımdan, gelecekte pek soğuk fırtınaların eseceğini yazıyorlar. Neler oldu ve daha nelerin olmasından korkuluyor ki, kaygılar gitgide koyulaşıyor. Buradan yola çıkıp kapitalizme sınırlar çiziliyor...

Bizde de, ciddi kalemler uyarıyorlar.

Bayram günleri, bunların da üstünde duracağımız günler olsun!

*

Bayramlarda en çok sevinenler, çocuklardır. Onları sevindirirken, kitaplar armağan edelim. Kitaplar arasında da, başta masallar gelir. Küçükken, en güzel uykularımıza masallar dinleyerek dalmadık mı?

Ancak, masallar çocukları “uyutmak” için değildir; masallar onların bilinç düzeylerini yükseltmek, duygu ve düşünce dünyalarını zenginleştirmek, özetle onları “uyandırmak” içindir.

Masal, üstelik dünya edebiyatında baş köşededir.

Rastlantının güzelliğine bakınız: Ataol Behramoğlu dünya halk edebiyatından 12 masal seçmiş ve o şiirsel diliyle Türkçemizde anlatıyor. Cumhuriyet Kitapları arasında çıkan Dünya Halk Masalları’na, ayrıca Mustafa Delioğlu resimleriyle apayrı bir çekicilik katmış.

Ancak ekleyelim de: Masallar, sadece çocuklar için değildir; büyükler de onlardan zevk alır ve etkilenirler. Büyükler, ana-babalar için de işte bir fırsat!

Edebiyatımızda, Muhsine Helimoğlu Yavuz’un masalcı olarak ayrı bir yeri vardır. Cumhuriyet Kitapları, ondan da üç kitap seçmiş, yayımlamış.

Onlardan Zamanlardan Birinde’de, yazarımız dünya masallarından bir seçki sunuyor: Rapunzel, Uçan Halı, Çizmeli Kedi, Fareli Köyün Kavalcısı, Kırmızı Başlıklı Kız, Parmak Kız, Minik Balık ve dünya edebiyatından 17 masal daha...

Esil ile Yeşil’de, Yavuz’un Anadolu’dan derlediği özgün çocuk masalları yer alıyor.

Üçüncü kitabın adı da, Bir Varmış Bin Yokmuş...

Elleri dert görmesin Muhsine Helimoğlu Yavuz’un...

Bu çalışmaların yanı sıra, aynı yayınevinde, Zafer Temoçin’in çizgileriyle, boyama kitapları, Hayvanlar, Meyveler, Meslekler unutulmasın...

Bu kitaplara bakıp dediğimiz gerçekten şu oldu: Şimdi çocuk olmak vardı...

*

Sizlere gelince... Nice bayramlara sevgili okurlar!..

27 Eylül 2008 - Cumhuriyet

Birkaç Gün Sonra Bayram... Server Tanilli - Bir Bakıma

28/9/2008 · Kategori: Fikra

Server Tanilli   - Bir Bakıma

Birkaç Gün Sonra Bayram...

İyi ki bayramlar var!

Gelişleriyle, topluma ve insanlara değişik bir sevinç getirip katarlar; günlerimiz benzersiz olur. Dinsel ya da dünyasal olsun, bayramlarda bu değişiklik tadılır.

Eskiden “Şeker Bayramı” dediğimiz Ramazan Bayramı’nı, estirdiği barış havasıyla da hatırlarız. Cumhuriyet Bayramı’yla da, geleceğe olan inancımız bileylenir.

İyi ki bayramlar var!

Ancak söylemeliyiz, eskiden bayramlarımız bir başkaydı, bir başka taddaydılar. Ne oldu? Onlar mı değiştiler, yoksa bizler mi?

Bilmiyoruz...

Ne olursa olsun, birkaç gün sonra gelecek bayramın hakkını vermeye çalışalım. Çalışalım, çünkü yakın bir gelecekte, bugünkü bayramlarımızı arayabiliriz.

Hayır, şom ağızlı değiliz: Dışarda en ciddi gazeteler, en başta iktisadi bakımdan, gelecekte pek soğuk fırtınaların eseceğini yazıyorlar. Neler oldu ve daha nelerin olmasından korkuluyor ki, kaygılar gitgide koyulaşıyor. Buradan yola çıkıp kapitalizme sınırlar çiziliyor...

Bizde de, ciddi kalemler uyarıyorlar.

Bayram günleri, bunların da üstünde duracağımız günler olsun!

*

Bayramlarda en çok sevinenler, çocuklardır. Onları sevindirirken, kitaplar armağan edelim. Kitaplar arasında da, başta masallar gelir. Küçükken, en güzel uykularımıza masallar dinleyerek dalmadık mı?

Ancak, masallar çocukları “uyutmak” için değildir; masallar onların bilinç düzeylerini yükseltmek, duygu ve düşünce dünyalarını zenginleştirmek, özetle onları “uyandırmak” içindir.

Masal, üstelik dünya edebiyatında baş köşededir.

Rastlantının güzelliğine bakınız: Ataol Behramoğlu dünya halk edebiyatından 12 masal seçmiş ve o şiirsel diliyle Türkçemizde anlatıyor. Cumhuriyet Kitapları arasında çıkan Dünya Halk Masalları’na, ayrıca Mustafa Delioğlu resimleriyle apayrı bir çekicilik katmış.

Ancak ekleyelim de: Masallar, sadece çocuklar için değildir; büyükler de onlardan zevk alır ve etkilenirler. Büyükler, ana-babalar için de işte bir fırsat!

Edebiyatımızda, Muhsine Helimoğlu Yavuz’un masalcı olarak ayrı bir yeri vardır. Cumhuriyet Kitapları, ondan da üç kitap seçmiş, yayımlamış.

Onlardan Zamanlardan Birinde’de, yazarımız dünya masallarından bir seçki sunuyor: Rapunzel, Uçan Halı, Çizmeli Kedi, Fareli Köyün Kavalcısı, Kırmızı Başlıklı Kız, Parmak Kız, Minik Balık ve dünya edebiyatından 17 masal daha...

Esil ile Yeşil’de, Yavuz’un Anadolu’dan derlediği özgün çocuk masalları yer alıyor.

Üçüncü kitabın adı da, Bir Varmış Bin Yokmuş...

Elleri dert görmesin Muhsine Helimoğlu Yavuz’un...

Bu çalışmaların yanı sıra, aynı yayınevinde, Zafer Temoçin’in çizgileriyle, boyama kitapları, Hayvanlar, Meyveler, Meslekler unutulmasın...

Bu kitaplara bakıp dediğimiz gerçekten şu oldu: Şimdi çocuk olmak vardı...

*

Sizlere gelince... Nice bayramlara sevgili okurlar!..

27 Eylül 2008 - Cumhuriyet

Oy Vermek Yetmiyor / Oktay Ekşi

22/7/2007 · Kategori: Fikra

22 Temmuz 2007

Oktay EKŞİ

 oeksi@hurriyet.com.tr

Oy vermek yetmiyor...


MEYDANLARDAKİ kavga bitti. Sıra bu satırların yazıldığı cumartesi gününden, bu yazıyı okuduğunuz pazar günü akşamına kadar kafalarımızı dinlemeye geldi. O arada elbet, özlediğimiz bir Türkiye için sandığa giderek oy verip sonuçların açıklanmasını bekleyeceğimiz bir süreci yaşayacağız.

Ama sadece oy vermekle iş bitmiyor.


Sandıkların başında Sandık Kurulu üyelerinin olması yeterli güvence oluşturmaz. Hatta orada parti gözlemcilerinin bulunması da -deneyimlerin gösterdiğine göre- verdiğimiz oyun son noktaya kadar yansıtılmasına yetmeyebiliyor.

Çünkü kurul üyelerinin birbirlerini ikna etmeleri, çabuk yorulan ve bıkan üye ve gözlemcilerin zaafından, öteki üyelerin veya öteki parti temsilcilerinin insafsızca yararlandığı biliniyor. Bu yüzden, sandıktan çıkan sonuçların bir üst kademe olan İlçe Seçim Kurulu’ndaki "birleştirme" işlemine başka şekilde aktarıldığı hayli sık görülüyor.

Yasanın 108’inci maddesi bu "birleştirme" işlemi sırasında "siyasi partilerin aday ve müşahitleri (gözlemcileri) ve bağımsız aday ve müşahitlerinin, istedikleri takdirde hazır bulunacaklarını" emrettiği için kimse onlara engel olamaz.

O yüzden hem İlçe Seçim Kurulu’ndaki işlemlerin açıkta yapılmasını sağlamak gerekir hem de sonuçlar İl Seçim Kurulu’na bildirilinceye kadar işin peşini bırakmamak şarttır.

"Uykum geldi, benim yerime sen bak" diyerek görevi terk eden gözlemci veya partili, hem kendisine, hem de desteklediği partiye ve adaya ihanet ettiğini peşinen kabul etmelidir.

O nedenle İlçe Seçim Kurulu’nda yapılan birleştirme, yani sandık sonuçlarını toplayıp İl Seçim Kurulu’na bildirme işlemi, seçimlerin en hassas ve en kritik aşamasıdır. O yüzden çok önemlidir.

Eğer İlçe Seçim Kurullarındaki toplamanın yanlış yapıldığını zamanında yakalayamazsanız çabalarınız işe yaramaz. Çünkü çoğu kez o yanlışı siz yakalayıncaya kadar "itiraz süresi" biter. Ondan sonra çatlasanız da haklı olduğunuzu kimseye anlatamazsınız.

Dahası... İtirazı yasanın koyduğu koşullara uygun şekilde yapmazsanız, yine işe yaramaz. O nedenle hem çok uyanık hem de çok dikkatli olmak gerekir. Aksi halde İstanbul’da 1957 milletvekili seçimlerinde görüldüğü gibi bakarsınız "mükerrer oy"lar devreye girer. Ama sonuç alamazsınız.

Seçimlerin ilginç bir tarafı, her seçimde yeni bir "hile" icat edilmesidir. Bunlardan unutulmayanlar vardır. Örneğin 1994 belediye seçiminde kullanılan ve torbalar halinde İlçe ve İl Seçim Kurulu’nda bulunması gereken oy pusulalarının İstanbul’un çöplüklerinde çıkması hálá tartışılır. Çünkü bu pusulaların yerine torbalara sahtelerinin konulmuş olması mümkündür. Nitekim o seçimde polisin bazı matbaalara baskın yapıp basılmış sahte oy pusulaları yakaladığı hatırlardadır.

Son bir nokta... Seçimlerin dürüstlüğü sadece sandıkla sınırlı değildir. Elektriklerin sayım yapıldığı saatlerde kesilmesi de seçimlere hile karıştırmak için başvurulan yollardan biridir. O nedenle seçimin dürüstlüğü ve namusu, hepimize emanet edilmiş bir görevdir.