43 Takipçi | 3 Takip
Kategorilerim

Sevdiğim Fotoğraflar

Gitmek İstediğim Yerler

Benim Tarzım

Okumak İstediklerim

İzlediklerim

Gezdiğim Yerler

Evim İçin

Deneme

Diğer İçeriklerim (107)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (43)
21 12 2015

Şiir Yazmanın Güçlüğü Üzerine / Ali ŞAHİN

Şiir Yazmanın Güçlüğü Üzerine Ali ŞAHİN Bir Ankara yolculuğu, tarihsel ve doğal güzellikleri kirletenler, daha güzel bir başkent özlemi... :AGDB: Şiir Yazmanın Güçlüğü Üzerine "Heykel" demiş, Başkan Melih Ulus'taki "büst"üne. Güvercinler yiyip- içip "konuyorlar" üstüne" 13- 18 Kasım 2005 arası Ankara'dayım..."ve Ankara'da ilk şiirimi de yazdım..." diyorum bir dosta... "Çok iyi ama bence şiire fazla dalma..." diyor. "Ulus'taki Atatürk Anıtı'nın orda, birilerinin deyişiyle "Heykel"in orda güvercin yemleme yeri yapmışlar, yem satıcıları ve atıcıları var, ben yeni gördüm ve de yadırgadım. ", "Yok hocam, ilk ve son belki de ..." , "Gördüğüm manzara karşısında esin geldi aslında; yalnızca "konmuyorlar" başka işler de yapıyorlar güvercinler..." diyorum. "Şiir yazanı oyalıyor ve fazla da önemsenmiyor gibi gelir bana... çok gençken tutturursan ne ala... Melih Gökçek inadına Ali Şahin şair oldu derim sonra... diye takılıyor. 13 Kasım 2005 Pazar günü uzunca sayılabilecek bir otobüs yolculuğundan sonra Aşti'de inip Ankara'da okuyan kızım ve bir arkadaşı ile birlikte bir pastanede biraz nefes alıp bir-iki çaydan ve azıcık bir şeyler atıştırdıktan sonra kendimize geliyoruz.... Onlar fazla kalmıyorlar dershaneye gitmek üzere ayrılıyorlar, eşimle ben bizi karşılayanları uğurlayıp biraz daha soluklanıyor ve Ankaray'a doğru yola çıkıyoruz az sonra. Taşralılığı belli ediyoruz, biraz ağır davranmadan mı, nedense 2 kişi 3 biletle ancak geçiyoruz, bariyerleri... Neyse bir önceki gelişimizde olduğu gibi Metro'ya Ulus yönünde aktarma işinde olsun yanlış yöne gitmeden biletsiz geçişi gerçekleştiriyoruz bu kez... Kalabalıkta bir genç yer veriyor eşime, "oh!... diyorum, bana yer veren olmadı bu kez, kızların "emmi" demesine alışamadım henüz... Ulus'a geliyoruz, sırtımızda küçük de olsa birer çanta olduğundan İLKSAN Öğretmenevi'ne giden en kestirme yolu seçmek üzere çevreye bakınıyorum. "İstiklal Caddesi, 19 Mayıs, Gençlik Parkı... derken araştırıyorum bir aralığa doğ... Devamı

03 06 2011

Ahmet Yıldız, Köpek, Öykü

Köpeğin ahlakı! 01/06/2011 - 13:08 Cezaevinde iş makinesiyle kolu koparılan Veli Saçılık, Hikmet Sami Türk'le karşılaşması vesilesiyle bugün Türkiye gündemine geldi. Edebiyatçı dostumuz Ahmet Yıldız yıllar önce "Köpek" adlı öyküsünde bu konuyu işlemişti çok güzel biçimde. Aynı öyküyü Ergin Yıldızoğlu bir inceleme kitabında ele almış, kitaba da "Köpeğin Ahlakı" adını vermişti. Aşağıda "Köpek" adlı öyküyü yayımlıyoruz, Veli Saçılık'a ithafen. KÖPEK Bu yolculuğa çıkan bizler Seferis Orası, berber dükkanının arkasında, oynamayı pek sevmediği dar sokağın kenarı, belki biraz sidik kokuyordu ama biraz kestirmek için gerçekten iyiydi… Güzdü. Karnımın bir yanını toprağa bir yanını güneşe vermiştim. Günlerdir yağan yağmurdan sonra güzel bir güneş vardı. O kutsal sıcaklığı biz de biliyoruz, belki de kimse bizim kadar bilemez kıymetini; uzun bir kışa hazırlanan eklemlerim, tüy diplerim onun enerjisini depolamaya alışkındır. Karnım -ki aslında sabahtan beri boştur- o ısıyla ve ışıkla yumuşuyor ve kendini yeniliyor. Tek gözüm açık; biliyorum, çember çeviren o yaramaz çocuk buralardan geçebilir, çemberinin boş dönmesine aldırmadan demiriyle yine bana vurmaya kalkışabilir. Ama sesleri uzakta, diğer sokakta; şimdilik top oynuyorlar. Berberde gardiyan Mahmut tıraş oluyor. Evlerden televizyonların sesi geliyor. O kutuya gittikçe daha çok bağlanıyor kadınlar, artık kapıların önüne çıkmaz oldular; neme lazım, benim için iyi. Güneşlenecek alanlar bana kaldı. Yine de açmalıyım tek gözümü. Tam dalıp gitmeye gelmez. O çemberli ço... Devamı

23 03 2011

Ergün Poyraz

Ergün Poyraz Vikipedi, özgür ansiklopedi Git ve: kullan, ara   Ergün Poyraz 31 Ocak 1963 Milliyet  Türkiye Meslek Araştırmacı, yazar Tür Siyaset, Toplum Ergün Poyraz, (d. 31 Ocak 1963, İstanbul), siyasi partiler ve tarikatların yapılanmaları ve aralarındaki bağlantıları inceleyen araştırmacı yazar. Yaşamı [değiştir] 1983 yılında Yıldız Üniversitesi İnşaat Bölümü'ne başladı. İkinci sınıfta okuldan ayrılarak evlendi, 1988 yılında eşinden ayrıldı. Bir süre Aydın'da hayvancılık yapmış, 1993-1994 yıllarında ise Bilecik'te bir inşaat şirketinde idari sorumlu olarak çalışmıştır. 32 yaşında askere gitmiş askerlikten sonra Aydın´a ailesinin yanına dönerek yazarlığa başlamıştır.[1] Refah'ın Gerçek Yüzü isimli kitabı 1998 yılında 28 Şubat sürecinde Vural Savaş tarafından açılan Refah Partisi'nin kapatılma davasında delil olarak kullanıldı. Fethullah Gülen ile ilgili yazdığı kitaplar Fethullah Gülen hakkında açılan ve Gülen'in beraat ettiği davada delil olarak kullanıldı ve bu davada tanıklık yaptı.[2] Adalet ve Kalkınma Partisi, ideolojisi, parti kurucuları ve ileri gelenleri hakkında yazdığı Takunyalı Führer, Hilafet Ordusundan Arap Kürt Partisine, Patlak Ampul, Musa'nın Gül'ü, Musa'nın Çocukları, Musa'nın Mücahiti, Musa'nın AKP'si, AKPapa'nın Temel İçgüdüsü gibi muhalif kitapları ile tanındı. Bu kitaplar nedeniyle bazı çevrelerce antisemit olmakla suçlanmaktadır. Misyonerler Arasında Altı Ay: Dünden Bugüne Hıristiyanlık ve Yahudiliğin Analizi isimli ... Devamı

23 03 2011

Enver Aysever:CHP sosyalistleri Meclis’e taşımalı

Enver Aysever:CHP sosyalistleri Meclis’e taşımalı Enver Aysever yeni CHP yönetiminde parti meclisine girdiğinde herkes çok şaşırmıştı. Gazetemizin de eski yazarlarından olan Aysever’le kurultayı bekleyen CHP hakkında konuştuk. Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP’nin Parti Meclisi üyesi oldun. Demeçlerin hem içerde hem da dışarıda tartışıldı. Kılıçdaroğlu sonrası CHP’yi ve solu bir de senden dinleyelim. Sosyalistlerin haklı olarak CHP’ye karşı mesafeli bir duruşu olduğunu da biliyoruz. Bunu aşmanın yolu da CHP’nin söylemlerini güçlendirerek bunu yapması.Bunun iki tane yöntemi var.Biri CHP nin bir önceki seçimde Deniz Baykal eliyle yaptığı DSP’li 13 milletvekilini parlamentoya taşıma ve partide kalma yönünde bir telkin yapmadan yani ertesi gün partiden ayrılmalarına hiç kızmaksızın.Şimdi Kılıçdaroğlu CHP sinde sosyalistlere karşı yapılması gerektiğini düşünüyorum.yani ÖDP, TKP, HALKEVLERİ ile konuşulup sembolik iki-üç isim seçilip bu isimleri CHP’de milletvekili sıralarında aday olarak gösterip bu yüzde 10 barajının Türkiye’deki faşizmine karşı CHP nin topluma demokrasi mesajını kendi.Ben bunun olabileceğini düşünüyorum.CHP demokrasiyi isteme noktasında samimidir, yüzde 10 barajına karşı dillendirdiği meselelerde samimidir.Bunu bu seçimlerde karşılama imkânı olmamıştır.CHP sinde Ama sembolik de olsa bu yüzde 10 barajına göre mağdur olan siyasi partileri ile dostluk ilişkisi kurulabilir. Bu üç arkadaşımıza hiçbir bedel ödetmeksizin.Buradan beklentim şu: entelektüel ve pratikte beklentim var .Entelektüel beklentim sosyalistlerin parlamento çatısı altına girmesi üzerlerindeki ölü toprağının kaldırılması açısından önemlidir.Bu ülkede... Devamı

23 03 2011

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Öykü Kitapları Zamandizi

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Öykü Kitapları Zamandizini 2 (1930- 1939)/ Ali ŞAHİN _____________________________________________________________________ II. ARAYIŞ DÖNEMİ: 1930-1940 Sadri Ertem, Ahmet Naim, Kemal Bilbaşar, Halikarnas Balıkçısı, Reşat Enis, Mahmut Yesari, Bekir Sıtkı Kunt, İlhan Tarus, Umran Nazif, Mehmet Seyda, Samim Kocagöz, Samet Ağaoğlu, Necip Fazıl Kısakürek. Naim Tirali.(**) *** *** 1930 GÜNTEKiN, Reşat Nuri: Olağan İşler 1931 CEM, Cemil Cahit: Gülünçlü Hikayeler 1931 ORTAÇ, Yusuf Ziya: Kürkçü Dükkanı (u.ö) 1932 KEMAL AHMET: Sokakta Harp Var (u.ö) 1932 ÖRiK, Nahit Sırrı: San'atkârlar 1933 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: İki Hödüğün Seyahati 1933 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Kâtil Bûse 1933 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Namusla Açlık Meselesi 1933 KISAKÜREK, Necip Fazıl: Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil 1933 KUNT, Bekir Sıtkı: Memleket Hikayeleri 1933 ÖRiK, Nahit Sırrı: Eski Resimler 1933 SADRİ ERTEM: Bacayı İndir, Bacayı Kaldır 1933 SADRİ ERTEM: Silindir Şapka Giyen Köylü 1933 YiĞiTER, Umran Nazif: Kara Kasketli Amele 1934 GÜRPINAR, Hüseyin Rahmi: Tünelden İlk Çıkış 1934 ÖRiK, Nahit Sırrı: Eve Düşen Yıldırım 1934 SADRİ ERTEM: Korku 1934 UŞAKLIGİL, Halid Ziya: Hepsinden Acı 1935 KEMAL AHMET: Ağlayan Nar ile Gülen Ayva 1935 SABAHATTİN ALİ: Değirmen 1935 SADRİ ERTEM: Bay Virgül 1935 UŞAKLIGİL, Halid Ziya: Aşka Dair 1935 UŞAKLIGİL, Halid Ziya: Onu Beklerken 1936 ABASIYANIK, Sait Faik: Semaver 1936 BİLBAŞAR, Kemal: Anadolu'dan Hikayeler 1936 DEVRİM, İhsan: Evimiz 1936 MENTEŞOĞLU, Feridun Osman: Yurt Hikayeleri 1936 SABAHATTİN ALİ: K... Devamı

12 01 2011

Kars’taki İnsanlık Anıtı

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ HİKMET ÇETİNKAYA Nereden Nereye Geldik?..   90’lı yıllarda Ankara’da bir yontuya yönelik “böyle sanatın içine tüküreyim” deyip yerinden söküp atan belediye başkanını anımsıyor musunuz? O hâlâ koltuğunda oturuyor! Şimdilerde ise Kars’taki otuz metrelik “İnsanlık Anıtı”na ne diyorlar: “Türbe yanındaki ucube.” İkinci yontuyu yapan uluslararası öneme sahip heykeltıraş Mehmet Aksoy... Soyut yontu sanatını bilmeyenler, bu ülkede belediye başkanı, başbakan olabilir... 30 yıl önce Kenan Evren de Picasso’nun yaptığı tabloya bakıp “ne var bunda” deyip eklemişti: “Ben de yapabilirim!” Benim ülkemde Mustafa Kemal Atatürk de tabulaştırıldı. Mustafa Kemal’in bir insan olduğu, onun da duyguları, aşkları, tutkuları olduğu unutuldu. Kenan Evren, 12 Eylül darbesinden sonra ne denli büyük Atatürkçü(!) olduğunu kanıtlamak için, en kötü Atatürk heykellerini Türkiye’nin dört bir yanına diktirdi. *** Son günlerde bir dizi film üzerinden yoğun bir bombardıman başladı, özellikle “sanatın içine tükürenler”in bahçesinde yetişenler Kanuni Sultan Süleyman dizisi üzerine ahkâm kesmeye başladılar. Bugünün modası Osmanlı’yı ve tarihini tabulaştırmak. Sinemacılar, senaristler, edebiyatçılar, müzisyenler düşleriyle yaşarlar. İnsanlar düşlerini çoğaltmakta ve onları yazmakta özgürdürler. Burası İran değil Türkiye... Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik demokratik cumhuriyet... Son dönemlerde kimi konuların üzerine el atıldığında bir tepki yumağı oluşuyor... Bir Atatürk filmi &cce... Devamı

12 01 2011

Kadıköy’ün Kadınları...

ONUNCU KÖY BEKİR COŞKUN Kadıköy’ün Kadınları... Öylesine geçerken görürdüm onları zaman zaman… Kimisi telaşlı, kimisi dalgın, kimisi mutlu, kimisinin acelesi var… Kimisi belli ki kaçmış dört duvar arasından, öylesine vitrinlere bakar… Ben onların, geçen yazın sıcak günlerinde, balkonlarda kuşlara bir kap su koymak için kampanya açtıklarını duymuştum. O zamandan sonra hep aklıma takılırdı Kadıköylü kadınlar… Cumartesi günü ilk kez göz göze geldik. Bu kez ortak duygumuz, ortak dostumuz kafesteki kuş için… Kadıköy Belediyesi ile Cumhuriyet’in ortaklaşa düzenledikleri ve Mustafa Balbay’ın kitaplarının yazar arkadaşlarınca imzalandığı etkinlik, Caddebostan Kültür Merkezi’nde yapıldı. Dostluğunu, vefasını, sevgisini, ama en çok yüreğini alıp gelmişti… Kadıköy’ün kadınları… * Onları izlerken için için söyleniyordum: Şu kadınlar, hepimize bedeller… Söz konusu çocukları olduğunda ve çocuklarını büyütmek istedikleri ülkenin aydınlığı, geleceği, yarınları… Her birisi bir anaç şahin gibi… Çok sıkılıp da bilinçleri yaşa dönüşüp ağladıklarında, gözyaşları keskin bir tırnak gibi insanın yüreğini çizi-yor... Başları nasıl dimdik… Ve ne kadar güzeller… * Demek ki susuz kalmalarına tahammülleri olmadığı gibi, kafeslere kapatılmasına da razı değiller kuşların… Yine düşündüm de; on yıllardır bu ülkenin nimetlerini paylaşan görkemli erkekler ortadan yok olurken… Çağdaş-laik Cumhuriyetin sorumluluğu sadece onların boynunun borcu sanki… Savaşıyorlar gülerek&helli... Devamı

12 01 2011

Kırmızı Sokak’ yerine alkol yasağı

Kırmızı Sokak’ yerine alkol yasağı 4. Murat yasakları günlük hayatımızda © Restoranların yaptığı etkinlik duyurularında içinde içki ve yemek olan mönüler kullanılamayacak, özel şarap-yemek geceleri yapılamayacak. Boğaz’da, deniz kenarındaki bir restoran kendi tanıtımını yapmak için, üzerinde içki servislerinin olduğu bir yemek masasını veya hangi içkileri sunduğunu ne müşterilerine ne de yerli-yabancı turiste tanıtabilecek. © Yılbaşında bir şişe içki bile hediye olarak gönderilemeyecek, sponsor olunan uluslararası bir organizasyonda bile konuklara bedelsiz içki sunumu yapılamayacak. Bu durumda alkollü içki üreticilerinin artık hiçbir organizasyon, festival ya da etkinlikte sponsor olma veya yardım amaçlı dernek organizasyonlarına içki temin etme olanağı kalmayacak. ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - AKP’nin son dönemde “din eksenli” uygulamalarındaki artış dikkat çekiyor. İktidarın ilk yıllarında “kırmızı sokak” uygulamasını tepkiler nedeniyle yaşama geçiremeyen AKP hükümeti, bir yönetmelik değişikliğiyle alkollü içkilerin satışı ve sunumuna büyük sınırlamalar getirdi. Buna göre, müzik festivallerinde, kır düğünlerinde ve Aya İrini’de bir konserde bile bir kadeh şarap servis edilmesi yasak. Karayollarının kenarlarında içkili lokanta açılamayacak. Başbakan Erdoğan’ın Kars’taki heykele “ucube” demesi tartışmalara neden olurken Mersin’de bir okulda kız ve erkek öğrenciler arasında 45 santimetre mesafe konulması Milli Eğitim Şûrası sırasında tartışılan “kız ve erkek öğrenciler ayrı sınıf ya da okullarda okusun” önerisini akıllara getirdi. AKP’nin son günlerdeki bazı uygulama ve çıkışları: ... Devamı

12 01 2011

Memet Fuat Genç Şiir Ödülü

 I. ÖDÜLÜN AMACI  Memet Fuat Genç Şiir Ödülü, şiir alanında genç şairlerin çalışmalarını desteklemek, yüreklendirmek ve başarılarını ödüllendirmek amacıyla verilir.  2. ADAYLIK  Seçiciler Kurulu, adaylara açık çağrıda bulunur. Ödül için adaylar kendileri başvurabilecekleri gibi başka kişiler, kurum ve kuruluşlar da aday bildirebilirler. İlgili kuruluş ve kişiler, adaylık için gerekli genel koşulları yerine getirmek zorundadırlar.  3. ADAY OLABİLMENİN GENEL KOŞULLARI  a) Ödüle başvuracak ya da aday gösterilecek kişinin 2010 yılı ödülü için, 1986 doğumlu ve daha küçük yaşta olması gerekir.  b) Ölmüş kişiler aday gösterilemez. Adaylık için başvurmuş ya da gösterilmiş bir kişi adaylıktan sonra ölmüş ise değerlendirmeye alınır, kazanırsa ödül yasal mirasçılarına ödenir.  c) Memet Fuat Genç Şiir Ödülü'nü kazanan bir kişi, daha sonraki yıllarda ödül için yeniden başvuramaz.  4. ÖDÜL İLE İLGİLİ BAŞVURU KOŞULU  a) Ödüle başvuracak ya da aday gösterilecek kişinin, yayınlanmak üzere baskıya hazır hale getirilmiş (dosyada en az 15-20 adet şiirinin olması önerilir) bir dosyasından 6 adet kopyanın, kişinin aynı sayıda özgeçmiş yazısı ve başvuru formuyla birlikte, Memet Fuat Genç Şiir Ödül Sekreterliği'ne teslimi veya gönderilmesi gerekir. (Kitabı yayımlanmış ancak yaşı uygun olanlarda bu ödüle aday olabilir.) Başvuru formu, www.memetfuat.com web sitesinden temin edilebilir.  b) Adaylık için başvuru süresi, her yılın 31 Aralık tarihinde sona erecektir. Postadaki gecikmeler kabul edilmez.  5. SEÇİ... Devamı

12 01 2011

MEMET FUAT ELEŞTİRİ / İNCELEME, DENEME, YAYINCILIK ÖDÜLLERİ ÖDÜ

 MEMET FUAT ELEŞTİRİ / İNCELEME, DENEME, YAYINCILIK ÖDÜLLERİ ÖDÜL  YÖNETMELİĞİ    I. ÖDÜL DALLARI    Memet Fuat Ödülleri, Eleştiri / İnceleme, Deneme ve Yayıncılık alanlarındaki çalışmaları    desteklemek, yüreklendirmek ve başarıları ödüllendirmek amacıyla verilir.    2. ADAYLIK    Seçiciler Kurulu, ödül verilecek dallarda başvurmaları için adaylara açık çağrıda bulunur. Ödül için adaylar kendileri başvurabilecekleri gibi başka kişiler, kurum ve kuruluşlar da aday bildirebilirler. İlgili kuruluş ve kişiler, adaylık için gerekli genel koşulları yerine getirmek zorundadırlar.  3. ADAY OLABİLMENİN GENEL KOŞULLARI  a) Belirli yazılı yapıtlarla ödüle başvuracak ya da aday gösterilecek kişinin, kitap olarak basılmış (Bandrolü alınıp kitap arkasına yapıştırılmış) 8 adet yapıtının, kişinin aynı sayıda özgeçmiş yazısıyla birlikte, Memet Fuat Ödülleri Sekreterliği'ne teslimi veya gönderilmesi gerekir.  b) Kendileri aday olmaksızın ödüle aday gösterilenlerden, Seçiciler Kurulunun değerlendirmesinden önce adaylıkları için onay alınır.  c) Adaylık için başvuru süresi, her yılın 31 Aralık tarihinde sona erecektir. Postadaki gecikmeler kabul edilmez. Aday olacak basılı yapıtların 1 Ocak - 31 Aralık (1. Basım) yayımlanmış olması gerekir. (2010 yılı için 1 Ocak 2010 - 31 Aralık 2010 tarihleri arasında yayımlanan yapıtlar ve yayıncılık çalışmaları ve kabul edilmiş tezler aday olabilir.)  d) Kolektif çalışmalar ödüle aday olabilir. Çalışmayı gerçekleştirenler ortak aday sayılır. Seçici kurul üyelerinden birinin kolektif çalışmayı gerçekleştirenler arasında bulu... Devamı

12 01 2011

2011 yılı şiir yarışmaları

2011 yılı şiir yarışmaları Ruhi Türkyılmaz Şiir Yarışması 50. yılını kutlamaya hazırlanan Kıyı dergisi, yazın alanında değişik türlerde pek çok yapıtı bulunan, 50 yıldır kültür-sanat dünyasının güzelleşmesine ürünleriyle katkıda bulunan, sanat yaşamının büyük bir bölümünü geçirdiği Almanya’da oluşturduğu yazınsal birikimleri bu alana gönül verenlerle paylaşıp yapıtlara dönüştüren şair Ruhi Türkyılmaz adına bir şiir yarışması düzenlemiştir. Yarışma önümüzdeki yıllarda sırasıyla öykü ve roman dallarında dönüşümlü olarak sürdürülecektir. Ödül, 2011’de Kıyının yayım tarihinin 50. yılında şiir dalında verilecek. Yarışma Koşulları: 1- Ödüle aday olan yapıtlarda çağdaş bir dünya görüşü, şiirin gerektirdiği estetik ve dil bilinci temel ölçüt olacaktır. 2- 1 Ocak 2010-1 Nisan 2011 tarihleri arasında yayımlanan şiir kitapları ya da kitap oylumundaki (en az 30 şiirden oluşan) şiir dosyaları ile ödüle aday olunabilir. 3- Son başvuru tarihi 1 Nisan 2011’dir. 4- Ödüle katılacak kitap ya da dosyanın 5 örneğinin katılımcı ya da onun yetkili kıldığı yayınevi tarafından bir başvuru dilekçesi eşliğinde, bir özgeçmiş ve iletişim bilgileriyle birlikte, verilen adrese ulaştırılması gerekmektedir. 5- Seçici Kurul: Ahmet Özer, Ali Mustafa, Ayten Mutlu, Çiğdem Sezer ve İbrahim Dizman’dan oluşmaktadır. 6- Ödül, 3.000 (üç bin) TL’dir. Ödül, yarışmayı kazanan yapıtın sahibine, 2011’de Trabzon’da düzenlenecek “50. Yılında Kıyı” etkinliklerinde (Tarih sonra bildirilecektir.) bir plaket ile birlikte verilecektir. 7- Ödül bölüştür&... Devamı

12 01 2011

Başbakan Erdoğan’ın ‘İnsanlık Anıtı’nı ‘ucube’ olarak tanımlamas

Başbakan Erdoğan’ın ‘İnsanlık Anıtı’nı ‘ucube’ olarak tanımlaması, dış basında geniş yankı buldu ‘Milliyetçi oyları kapma yarışı’   Liberation ve Wall Street Journal gibi gazeteler, Associated Press, Agence France Press, BBC gibi kuruluşlar, eleştirel bir yaklaşım getirirken, haberi Türkiye-Ermenistan ilişkileri üzerinden ele aldılar. ‘Hassas konuda siyasi gaf’ UĞUR HÜKÜM PARİS - Başbakan Erdoğan’ın Mehmet Aksoy’un Kars’taki “İnsanlık Anıtı”nı “ucube” olarak tanımlamasıyla başlayan tartışma ve gösterilen tepkiler dış basında da geniş yer buldu. Libération gazetesinin dünkü baskısında “Erdoğan’ın Ucubesi Heykel” başlıklı imzasız yazıda, Erdoğan’ın dünyaca ünlü Türk heykeltıraşı Mehmet Aksoy’un inşası yarım kalmış, 30 metrelik devasa anıtının “ucubeliği”nden ziyade, 10. yüzyıldan kalma gerçek İslami “başeser” kalıntılarının yakınında bulunması gibi bir “ucubeliği” vurgulamasına değinildi. Haberde “Başbakan böylelikle kültürsüzlük ve cehaletini, buna bir de siyaset ve ukalalık makyajı ekleyerek zenginleştiren Berlusconi, Putin ve Sarkozy gibi dünya liderleri arasında kendi isminin yanına bir çentik daha atarak üst sıralardaki yerini korumayı başardı” ifadesine de yer verildi. Fransız Devlet Radyosu‘nun İstanbul muhabiri ise günün en çok radyo dinlenen diliminde Erdoğan’ın davranışını ince bir alayla aktararak “Türk ve Ermeni halklarının kardeşliği gibi hassas bir konuda kırılan potun, siyasi gafın artıklarını temizlemenin bir kez daha Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a düştüğünü” belirtti ve Erdoğan’ın bu çıkışının mantığını anlamanın pek mümk... Devamı

14 05 2010

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872 1999) / Kronoloji Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 1 (1872- 1929)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 2 (1930- 1939)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 3 (1940- 1949)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 4 (1950- 1959) / Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 5 (1960- 1969)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 6 (1970- 1979) / ALi ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini Taslağı 7 (1980- 1989)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini -Taslak- 8 (1990- 1999) / Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini -Taslak- 9 (2000- 2006) / Ali ŞAHİN 2004'TE ROMAN Ali ŞAHİN 2005'TE ROMAN Ali ŞAHİN 2006'DA ROMAN Ali ŞAHİN 2007'DE ROMAN Ali ŞAHİN Türk Romanı Zamandizini 1872- 1999, Ali ŞAHİN, Kronoloji Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini Taslağı 7 (1980- 1989)/ Ali ŞAHİN ____________________________________________________________________ 1980 AĞAOĞLU, Adalet: Yazsonu 1980 BENER, Hikmet Erhan: Elif'in Öyküsü 1980 BİLBAŞAR, Kemal: Bedoş 1980 BİLGİNER, Recep: Politikada Bir Sarı Çizmeli 1980 BUĞRA, Tarık: Dönemeçte 1980 DÖLEK, Sulhi: Geç Başlayan Yargılama 1980 İLERİ, Selim: Bir Akşam Alacası 1980 İLERİ, Selim: Cehennem Kraliçesi 1980 İLHAN, Attila: Fena Halde Leman 1980 K.(AKINÇ), Tarık Dursun: Alçaktan Uçan Güvercin 1980 K.(AKINÇ), Tarık Dursun: Kayabaşı 1980 KIRAL,Tezer Özlü: Çocukluğun Soğuk Geceleri 1980 KUTLU, Ayla: Islak Güneş 1980 MAKAL, Tahir... Devamı

27 03 2010

Ebubekir Hazım’lar Ölmez… / Hikmet ALTINKAYNAK

20100309 Ebubekir Hazım’lar Ölmez… Hikmet ALTINKAYNAK Bir devlet adamı olduğu kadar, yazdığı öykü, roman ve anılarla Türk romanının öncülerinden sayılan Ebubekir Hazım Tepeyran’ın 1910’da yayımladığı Küçük Paşa adlı romanı 100 yaşında. Kitabı ve kendi bugünlerde gündemde. Roman, Niğde’de doğup çocukluk yılları İstanbul’da geçen, onu koruyup yetiştiren Paşa’nın ölümünden sonra da köyüne zorla gönderilen küçük bir çocuğun hüzünlü öyküsünü anlatıyor. Yazarı Ebubekir Hazım Tepeyran (Niğde, 1864-5 Haziran 1947), öykücü, yazar Oktay Akbal’ın büyük babasıydı. Niğde’de Tepeviran Mahallesi’nde doğdu, Niğde Rüştiyesi’ni bitirdi, özel olarak Arapça, daha sonraları da İzmir’de çalıştığı yıllarda romancı Halid Ziya Uşaklıgil’in katkısıyla Fransızca öğrendi. Fransızca olarak bir şiir kitabı bile yayımladı. Devlet hizmetine girdi, önce kâtip olarak Niğde, Konya ve Kastamonu’da çalıştı, İzmir ‘Vilayet Mektupçuluğu’nun (yazıişleri müdürü) ardından Dedeağaç Mutasarrıfı olarak göreve başladı. Kısa sürede çok önemli işler yaptı. Ayrıca birtakım hırsızlık ve yolsuzluk olaylarını ortaya çıkardı. Sorumluları yakalattı. Bir yandan da Avrupa’dan getirttiği teleskop, dürbün, fotoğraf makinesiyle gökyüzünü incelemeye, fotoğraflar çekmeye başladı. O fotoğrafları da kendi basıyordu. Fakat onun ne yaptığını bilemeyenler onu ‘muzır işler yapıyor’ diye Saray’a jurnalledi. Genç mutasarrıf araştırılmadan görevden alındı. Torunu Oktay Akbal’ın bana anlattığına göre, Ebubekir Hazım Bey, çektiği bu Dedeağaç... Devamı

27 03 2010

Gülmecenin Gücü / Adnan Binyazar

AYNA / ADNAN BİNYAZAR / Gülmecenin Gücü Akıl, eleştirel mantıkla gülmeceye döküldü mü, o toplumda çok şey yerinden oynamış demektir. 12 Mart/12 Eylül ki, nice beyni hapislerde çürüttü, dal boyunlu delikanlıları idam sehpalarında sallandırdı, su gülüşlü genç kızları coplarla delik deşik etti... Kitap düşmanlığı o dönemde doruğa varmıştır. İnsanı insan kılan kitapları çöplüklerde yakanların yüreğinde kan değil, kara katran dolaşıyordu. İnsanlık dışı her türlü işkenceye başvurdular, ama ne yaptılarsa, aydınlanma öncesinde olduğu gibi, düşüncenin yayılıp beyinleri ışıtmasının önünü alamadılar. Türk toplumu, bu zorbalar yönetimini önce halk gülmeceleriyle eylemsiz kıldı, sonra tarihin kara sayfalarına gömdü. *** Gülmece, beynin bileyitaşıdır, zorbalığı paçavraya çeviren silahtır, halk bilgeliğinin akıl küpüdür. Bir ülkede olaylar gülmeceye konu olmuşsa tehlike çanları çalıyor demektir. Yeter ki çan sesleri işitilsin!.. Buraya aktaracağım şu küçük gülmece bunun kanıtı... İlker Çamkır’ın ‘bir hafta sonu gülümsemesi’ olsun diye ilettiği metin, ilk, Deniz Som’un Cumhuriyet’teki “Vaziyet” köşesinden yayımlandı. Bu öykü, her gün, her köşe başında anlatılmalı, ağızdan ağza dolaşmalıdır. *** Çamkır’ın zorbalığa ayna tutan gülmecesini bu köşede de konu edelim... Bizde yoksulların çocukları yeni yeni bilim adamı, yazar, sanatçı, rektör oluyor. Ülkede dar bir dönem yaşanmasın; yobaz kafalılar, karakuş gibi saldırıp kirli gagalarını önce onların aydınlık beyinlerine daldırıyorlar! Yaşlı bir... Devamı

27 03 2010

2010Ö Erdal Öz Ödüllü Nurdan Gürbilek'le...

2010Ö Erdal Öz Ödülü Gürbilek’e Kültür Servisi - 50 kuşağının önemli yazarlarından Can Yayınları kurucusu Erdal Öz anısına, ailesi tarafından Can Yayınları’nın katkılarıyla verilen Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün bu yılki sahibi eleştirmen Nurdan Gürbilek, ödülünü dün gece Pera Müzesi’nde yapılan törenle aldı. Tiyatrocu Cüneyt Türel’in sunuculuğunu yaptığı gecede sözü ilk olarak Erdal Öz’ün oğlu ve Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz aldı. Babasının yayıncılık anlayışına değinen Öz, “50 Kuşağı” yazarlarının başta Nurullah Ataç olmak üzere birçok eleştirmenin kılıcından geçtiğini ve bu seçici kurulun eleştirinin bugünkü eksikliğine dair bir mesaj vermiş olduğunu söyledi. Daha sonra konuşan jüri başkanı Cevat Çapan ise ödülü kazanan Nurdan Gürbilek’in kendi öğrencisi olmasına rağmen ondan öğrenecek çok şey olduğunu belirtti. Aynı zamanda Erdal Öz’ün doğum günü de olan gecede Handan Börtüçene’ye ait ödül heykelciğini Cevat Çapan’ın elinden alan Gürbilek, esprili bir dille ödülün ağırlığına değindi ve ödülü denemeye ve eleştiriye emek vermiş herkesin adına aldığını söyledi. Geceye Enis Batur, İnci Aral, Zeynep Oral, Nükhet İzet İpekçi ve Osman Şahin gibi çok sayıda ünlü isim katıldı. Gürbilek, bir eleştirmenin edebiyat ödülüne değer bulunmasının umut verici olduğunu söyledi ‘Eleştiri kontrol merci olmamalı’ © Nurdan Gürbilek’e göre, eleştiride yalnızca eleştirmenin sesi duyuluyorsa ya da eleştirmen kendi görüşlerini doğrulam... Devamı

01 01 2010

Silifke'de Topraksız Tarımla Çilek Üretimi

Topraksız tarımla çilek üretimi Mersin'in Silifke ilçesinde bu yıl topraksız tarımla deneme üretimi yapılan çileğin fidelerinin çiçek açtığı belirtildi. AA   Silifke- Silifke Çilek Üreticileri Birliği Başkanı Ahmet Özmen, deneme üretimi serasında, gazetecilere yaptığı açıklamada, 1 dönümlük serada topraksız tarımla 25 Ekim'de dikimi yapılan çilek fidelerinden ilk hasadın yaklaşık 15 gün sonra başlayacağını bildirdi. Deneme üretiminden olumlu sonuç alınması halinde, önümüzdeki yıllarda daha geniş alanlarda ekim yapılacağını belirten Özmen, ''Seramızda toprak yerine kokobit denilen Hindistan cevizinin liflerinden elde edilmiş hammaddeyi kullanıyoruz. Bilinçli yapıldığı takdirde topraksız tarım, topraklı tarımdan daha elverişli. Çünkü, toprakla temas olmadığından dolayı kaliteli olmasının yanı sıra temiz ürün elde ediliyor'' dedi. Üretimde görevli Ziraat Mühendisi Mehmet Yaşar Çalmaşur ise, serada ''Rubygem'', ''Festival'' ve ''Fortuna'' cinsi çilek çeşitlerinin ekiminin yapıldığını, hangi türden olumlu sonuç alınacağını hasat zamanında tespit edeceklerini kaydetti. Çalmaşur, bir dönüm seranın kurulmasının, sistemin hazırlanmasının, çilek fidelerinin alınıp ekilmesinin toplam 50 bin TL'ye mal olduğuna dikkati çekerek, ''İlk yıl masrafı çok gibi gözüküyor ancak, ikinci ve üçüncü yılda sadece fideye para verilecek. Üçüncü yıldan sonra ise ekimi yapılan Hindistan cevizinin liflerinden yapılmış kokobit adlı maddeyi değiştireceğiz. Bu da çok bir masraf gerektirmiyor'' dedi. Bu sistemle gübre kullanımının ve ... Devamı

06 06 2009

Anaokulu seçmek zor iş

Anaokulu seçmek zor işFİGEN ATALAYAnne-babalar için çocuğunu bir okul öncesi eğitim kurumuna yerleştirmek hiç kolay değildir. “Güvenli bir yer mi?”, “çocuğuma iyi bakacaklar mı?”, “neler öğrenecek?’’, “mutlu olacak mı?’’ gibi bir sürü sorunun yanıtı aranır. Kafalar karışıktır. Kurum aramaya başlamadan önce bazı konuların netleştirilmesi gerekir. Devlet mi, özel mi, ilköğretime aynı kurumda devam edebilecek mi, tam gün eğitim veren bir yer mi aranıyor vs...Anne-Çocuk Eğitim Vakfı uzmanları, anne-babalara anaokulu seçiminde yardımcı olabilmek amacıyla bazı önerilerde bulundu. Kurum tercih ederken çocuğun gelişimi ve özellikleri göz önünde bulundurularak önceliklerin neler olacağına karar vermek gerekiyor. Örneğin, sizin için en önemli konu nedir?Eve yakın olması mı, yabancı dil eğitimi vermesi mi, bahçede oyun oynama olanağı tanıması mı, öğlenleri dinlenme saatinin olması mı?Kaliteli bir okul öncesi eğitim kurumunun özellikleri şu konulardaki değerlendirmelerle belirlenir:• Eğitimci kadrosu• Çocuk sayısı• Öğretmen-çocuk sayısı• Okul-veli ilişkisi• Eğitim yaklaşımı• Ölçme ve değerlendirme• Fiziksel koşullar• Beslenme-sağlık-güvenlikÇocuk sayısıOkul öncesi eğitim kurumlarında öğretmen başına düşen çocuk sayısı ve sınıfta bulunan çocuk sayısı, kalitenin en önemli belirleyicilerinden biri. Uygun koşullarda, 3-6 yaşta öğretmen başına 12 çocuk, 3 yaşa kadar öğretmen başına 4 çocuk ve bir sınıfta iki yetişkin eşliğinde en çok 20 çocuk bulunmalı. Öğretmenle ilişkiVeliler, okula ilk ziyaretlerinde öğretmen-çocuk ilişkisine ilişkin bazı sinyaller alabilirler:• Öğretmen &cce... Devamı

17 05 2009

ADINI SİLDİM

ADINI SİLDİM seni ben yazmadım kitaplaraellerini ölü bir yaprağın sesinden aldım silahın oyunsuz çocuklar gibiydi kokusuna ağlıyordu gülküskün yüzün kısacık ömrümemdim göğüslerini bir kızın çoğaldım seni ben sormadım mevsimlerden ölmeden bir kez daha geldi babanız alıp götürdü seni esen rüzgarı gelmiyordun çocuklar özlüyordu adını sildim gözlerinden sana vermem bu şiiri senden kalan bir şey yokkanat benimdi gölge elin gölgesi kaç kuş vuruldu o taşlakanadı bakışlarım sen gittin kapandı kaldı gözlerimin perdesi Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 45)... Devamı

15 02 2009

Arşiv: 2006 AlsahBlog/GünlerinGetirdiği

AlsahBlog/GünlerinGetirdiği• Arşiv30/5/2008: 'Orhan Pamuk'un Türkçe sorunu var' • Zorunlu bir açıklama... Can Dündar Ada• Yeniden Fazıl Hüsnü Dağlarca• Birkaç Gün Sonra Bayram... Server Tanilli - Bir Bakıma• Birkaç Gün Sonra Bayram... Server Tanilli - Bir Bakıma• EDEBİYAT ÖDÜLLERİ 2007 (1)• 'Orhan Pamuk'un Türkçe sorunu var' • Yılları Biriktiren Bir Kitap ‘Oyalı Mendil’ / Kadir İncesu • Necati Tosuner: “Çok kısa öykü, öyle olması gerektiği için• Oy Vermek Yetmiyor / Oktay Ekşi• Ölü Karımın Bir Ozanı Ziyareti• Dilimiz ve Dil Kirliliği / Osman ŞAHİN• GEÇMİŞTEN GELECEĞE / Cumhuriyet 13.10.2005• Attilâ İlhan'dan Hrant Dink'e Türkiye / Cumhuriyet 13.10.2005• ATTİLA İLHAN'IN ARDINDAN / Cumhuriyet 13.10.2005• İşçinin öyküsü, öykünün işçiliği• Memecikleri mekşûf kalmıştı...• Başar Başarır'ın öyküleri• Denizler üstünde bir Don Kişot• İzmir Postası'nın Adamları• BLOKLARIMIZDA MAYIS 2006 YAZILARI• Bir Blog: "Ali Şahin'in Not Defteri• Bir Blog:Rıfat Ilgaz Arşivi• Bir Site: "Çocuk ve Edebiyatı"• "KIRLANGIÇ YILDIZI" VE LEYLA ŞAHİN / ALİ ŞAHİN• Şiir Yazmanın Güçlüğü.../ Ali ŞAHİN 25/6/2006: ÇOCUKLUĞUN ESRARLI BAHÇESİ / OYA BAYDAR24/6/2006: KOMİKLİK - I968 / IŞIL ÖZGENTÜRK19/6/2006: KÖTÜ / FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA19/6/2006: TAHATTUR / ORHAN VELİ19/6/2006: TOHUM / MELİH CEVDET ANDAY19/6/2006: KAR AYDINLIĞINDA / NECATİ CUMALI18/6/2006: "ŞİİR DEFTERİ"YAYIMLANDI...17/6/2006: ALANYA'DA BİR KIYIDA / NECATİ TOSUNER16/6/2006: 22.ABANA KÜLTÜR SANAT VE DENİZ ŞENLİKLERİ / PROĞRAMIN TAMAMI16/6/2006: DOĞADAKİ TABLOLAR: AZDAVAY / MEHMET YAŞİN16/6/2006: ... Devamı

30 10 2008

Zorunlu bir açıklama... Can Dündar Ada

Can DündarAdacan.dundar@e-kolay.netZorunlu bir açıklamaZorunlu bir açıklama30 Ekim Perşembe 2008Arkadaşına gönder Sitene ekle Sayfayı yazdır “Mustafa” dün vizyona girdi. Ama gün boyu bunun keyfini sürmek yerine “filmin sponsoru”na dair sorularla uğraşmak zorunda kaldım.İş dallanıp budaklanınca “En iyisi her şeyi bütün açıklığıyla anlatmak” diye düşünerek bu yazıyı yazmaya karar verdim.Kişisel bir mevzu gibi görünürse kusura bakmayın.Son dakikada...Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv’le bir uçak yolculuğu sırasında tesadüfen tanışmıştım. Belgesellerimi ilgiyle izlediğini söylemişti.“Mustafa” henüz tamamlanmadan filme bir sponsor arayışı gündeme gelince kendisine bu konuyla ilgilenip ilgilenmeyeceğini sordum. Atatürk’e olan büyük saygı ve hayranlığından söz edip derhal kabul etti.Turkcell yetkilileri de projenin heyecanı içine girdiler.Şirketin logosuyla afişler basıldı; fragmanlar sinemalara dağıtıldı. Savarona’da yapılacak bir basın toplantısıyla projenin duyurulması kararlaştırıldı.O ana kadar ilişkiler karşılıklı güven esasına dayalı gittiği için henüz ne bir sözleşme imzalamıştık, ne bir kuruşluk destek almıştık.Basın toplantısına birkaç gün kala, Turkcell filmin içeriğiyle ilgili bilgi istedi. Hemen bir toplantı yaptık. Onlara filmi anlattım. Hatta bitmemiş filmin hazır olan sahnelerinden birkaç örnek gösterdim.Ve filmde verdiğimiz bazı bilgilerin onları yadırgattığını fark ettim.Film, Atatürk’ün imza attığı büyük devrimi belgelemekle birlikte özel hayatına da giriyor, sofrasından, yalnızlığından dem vuruyor, dinin toplumsal hayattan tasfiye edilmesi gereğine ilişkin radikal görüşlerine yer veriyordu.Uzun tartışmalar“Acaba bunlardan... Devamı

11 10 2008

Yeniden Fazıl Hüsnü Dağlarca

Yeniden Fazıl Hüsnü Dağlarca Ahmet Miskioğlu Geçen Mayıs-Haziran sayımızdaki "Dağlarca'nın Adı" başlıklı yazımdan sonra, yazar arkadaşımız Mahmut Yağmur'la birçok kez konuştuk telefonla. Konumuz hep Fazıl Hüsnü Dağlarca idi. Yayımladığı kitaplarından, şiirlerinden, dil tutumundan, yurduna, ulusuna bağlılığından söz açtık Dağlarca'nın...Bir gün dedi ki Mahmut Yağmur, "Ben, Dağlarca'yı görmeye evine gideceğim, onu gördükten sonra sizin yazıevinize de uğrayacağım.""Olur, beklerim! Hem de Dağlarca üzerine ayrıntılı bilgiler de verirseniz çok sevinirim."26 Mayıs 2008 Pazartesi günü, Mahmut Yağmur'dan bir telefon...Yağmur, Dağlarca'yı görmeye gitmiş ama "Türk Dili Dergisi Yazıevi"ne uğrayamadan dönmüş oturduğu Çapa semtine.Bana anlattı telefonla.94 yaşındaki Dağlarca'nın sağlığı iyi imiş. Belleği yerindeymiş. Şiir yazmayı da sürdürüyormuş. Kendisine bu 2008 yılı içinde Yapı Kredi Yayınları arasında çıkan en yeni yapıtını imzalayarak armağan etmiş. Sait Faik üzerine yazdığı şiirler toplamı imiş kitap. Çok güzel bir baskı imiş.Bol bol şakalaşıyormuş da... Mahmut Yağmur Türk Dili Dergisi'nden de söz açarak İzmit'e onunla birlikte gittiğimizi dergide yazdığımı söylemiş. Dağlarca da sevinmiş. Kitap ve dergi kâğıdı bulunmadığı yıllarda, kâğıt bulmak için İzmit'e gitmek bir serüvendi o zamanlar... "Evet doğru, öyle oldu; Ahmet Miskioğlu, hiçbir şeyi unutmuyor,"  demiş.Yanında Ömür adındaki bayan, yardımcı oluyormuş her durumda ona. Dağlarca Tekerlekli sandalyede oturuyor, sandalyede arkaya doğru yaslanıyor, Bayan Ömür, onun her isteği için koşuşturuyormuş.Mahmut Yağmur söyleşirken, güncel haberlerden de söz açmış, gazetelerde okuduğu yeni olayları açıklamış. Dağlarca'nın hiç yanından ayı... Devamı

28 09 2008

Birkaç Gün Sonra Bayram... Server Tanilli - Bir Bakıma

Server Tanilli   - Bir BakımaBirkaç Gün Sonra Bayram... İyi ki bayramlar var!Gelişleriyle, topluma ve insanlara değişik bir sevinç getirip katarlar; günlerimiz benzersiz olur. Dinsel ya da dünyasal olsun, bayramlarda bu değişiklik tadılır.Eskiden “Şeker Bayramı” dediğimiz Ramazan Bayramı’nı, estirdiği barış havasıyla da hatırlarız. Cumhuriyet Bayramı’yla da, geleceğe olan inancımız bileylenir.İyi ki bayramlar var!Ancak söylemeliyiz, eskiden bayramlarımız bir başkaydı, bir başka taddaydılar. Ne oldu? Onlar mı değiştiler, yoksa bizler mi?Bilmiyoruz...Ne olursa olsun, birkaç gün sonra gelecek bayramın hakkını vermeye çalışalım. Çalışalım, çünkü yakın bir gelecekte, bugünkü bayramlarımızı arayabiliriz.Hayır, şom ağızlı değiliz: Dışarda en ciddi gazeteler, en başta iktisadi bakımdan, gelecekte pek soğuk fırtınaların eseceğini yazıyorlar. Neler oldu ve daha nelerin olmasından korkuluyor ki, kaygılar gitgide koyulaşıyor. Buradan yola çıkıp kapitalizme sınırlar çiziliyor...Bizde de, ciddi kalemler uyarıyorlar.Bayram günleri, bunların da üstünde duracağımız günler olsun!*Bayramlarda en çok sevinenler, çocuklardır. Onları sevindirirken, kitaplar armağan edelim. Kitaplar arasında da, başta masallar gelir. Küçükken, en güzel uykularımıza masallar dinleyerek dalmadık mı?Ancak, masallar çocukları “uyutmak” için değildir; masallar onların bilinç düzeylerini yükseltmek, duygu ve düşünce dünyalarını zenginleştirmek, özetle onları “uyandırmak” içindir.Masal, üstelik dünya edebiyatında baş köşededir.Rastlantının güzelliğine bakınız: Ataol Behramoğlu dünya halk edebiyatından 12 masal seçmiş ve o şiirsel diliyle Türkçemizde anlatıyor. Cumhuriyet Kitapları arasında çıka... Devamı

28 09 2008

Birkaç Gün Sonra Bayram... Server Tanilli - Bir Bakıma

Server Tanilli   - Bir BakımaBirkaç Gün Sonra Bayram... İyi ki bayramlar var!Gelişleriyle, topluma ve insanlara değişik bir sevinç getirip katarlar; günlerimiz benzersiz olur. Dinsel ya da dünyasal olsun, bayramlarda bu değişiklik tadılır.Eskiden “Şeker Bayramı” dediğimiz Ramazan Bayramı’nı, estirdiği barış havasıyla da hatırlarız. Cumhuriyet Bayramı’yla da, geleceğe olan inancımız bileylenir.İyi ki bayramlar var!Ancak söylemeliyiz, eskiden bayramlarımız bir başkaydı, bir başka taddaydılar. Ne oldu? Onlar mı değiştiler, yoksa bizler mi?Bilmiyoruz...Ne olursa olsun, birkaç gün sonra gelecek bayramın hakkını vermeye çalışalım. Çalışalım, çünkü yakın bir gelecekte, bugünkü bayramlarımızı arayabiliriz.Hayır, şom ağızlı değiliz: Dışarda en ciddi gazeteler, en başta iktisadi bakımdan, gelecekte pek soğuk fırtınaların eseceğini yazıyorlar. Neler oldu ve daha nelerin olmasından korkuluyor ki, kaygılar gitgide koyulaşıyor. Buradan yola çıkıp kapitalizme sınırlar çiziliyor...Bizde de, ciddi kalemler uyarıyorlar.Bayram günleri, bunların da üstünde duracağımız günler olsun!*Bayramlarda en çok sevinenler, çocuklardır. Onları sevindirirken, kitaplar armağan edelim. Kitaplar arasında da, başta masallar gelir. Küçükken, en güzel uykularımıza masallar dinleyerek dalmadık mı?Ancak, masallar çocukları “uyutmak” için değildir; masallar onların bilinç düzeylerini yükseltmek, duygu ve düşünce dünyalarını zenginleştirmek, özetle onları “uyandırmak” içindir.Masal, üstelik dünya edebiyatında baş köşededir.Rastlantının güzelliğine bakınız: Ataol Behramoğlu dünya halk edebiyatından 12 masal seçmiş ve o şiirsel diliyle Türkçemizde anlatıyor. Cumhuriyet Kitapları arasında çıka... Devamı

19 09 2008

EDEBİYAT ÖDÜLLERİ 2007 (1)

EDEBİYAT ÖDÜLLERİ 2007 (1) Cemal Süreya'nın izindeler  2006 Cemal Süreya Ödülü'ne değer görülen şairler Erol Özyiğit ve Kaan Koç, Milliyet'in sorularını yanıtladı. Kaan Koç, Cemal Süreya için, "Sıkıntılı anlarımda sığındığım şair" diyor  18 Ocak 2007 PerşembeSema Aslan Aydın Hatipoğlu, Enver Ercan, Haydar Ergülen, Mustafa Öneş ve Refik Durbaş'tan oluşan seçici kurul, Şiir Kitabı dalında "Acemi Irmak" kitabıyla Erol Özyiğit'i, Şiir Dosyası dalında ise "Çok Tanrılı Sular" isimli dosyasıyla Kaan Koç'u 2006 Cemal Süreya Ödülü'ne değer buldu. Törenin hemen ardından ödüllü iki şair, Erol Özyiğit ve Kaan Koç'la buluştuk; Özyiğit, Şirinevler'deki marketinden, Koç da Kocaeli'nden, üniversiteden çıkıp geldiler söyleşiye.1972 Malatya doğumlu olan Erol Özyiğit, 2 yıl öncesine kadar kitapçılık yapıyormuş, ancak iflas etmiş. Şimdi, Şirinevler'de bir market işletiyor. Ama uygun bir yer bulursa ilk iş, hayalindeki şiir evini açacak. Şiiri, yaşamının odağına koymuş. "Erol Özyiğit, eşittir şiir!" diyecek kadar tutkunu şiirin. Liseden sonra pek çok iş yapmış, ama kitapçılığa dönmeye kararlı; "Nokta değil, virgül koydum kitapçılığa" diyor. Şiirle ilişkisi ailesinin yönlendirmesiyle daha okuma yazma öğrenmeden başlamış: "Evimizde kırmızı kapaklı bir şiir defteri vardı. Annemle babam, okuyup sevdikleri şiirleri bu deftere yazmıştı. Okuma yazmayı öğrendikten sonra evdeki masanın altına girip defterdeki kimi şiirleri kopya ederdim; sonra da arkadaşlarıma hava atardım, 'Bu şiirleri ben yazdım' diye." Evinde iddialı bir şiir kitaplığı olduğunu söylüyor Özyiğit. "1900'lü yıllardan günümüze, pek çok şiir kitabı mevcut bende. Aralarında imzalı olanlar da var." ... Devamı

30 05 2008

'Orhan Pamuk'un Türkçe sorunu var'

'Orhan Pamuk'un Türkçe sorunu var' Dergibi Eleştirmen kimliğiyle de tanınan AB Genel Sekreteri Büyükelçi Oğuz Demiralp, “Orhan Pamuk''un Türkçe sorunu bulunduğunu” düşündüğünü belirterek, “Nobel verenler (Pamuk''un) eserlerini Türkçesinden okusalardı aynı değerlendirmenin yapılıp yapılmayacağı konusunda teknik bir şüphesi olduğunu” söyledi. Büyükelçi Demiralp, yazınla ilişkisini ve yazınsal serüvenini anlattı. “Edebiyat, insanın kendini daha kolay ifade edebildiği, kendisiyle daha özdeşleşebildiği bir faaliyet alanı” diyerek söze başlayan Demiralp, Dışişleri Bakanlığına girmeden önce de edebiyata ilgi duyduğunu, emekliliğinden sonra da ilgi duymaya devam edeceğini belirtti. Demiralp bir eleştirmen olarak Orhan Pamuk''un Nobel edebiyat ödülünü alması konusundaki fikrinin sorulması üzerine, “Orhan Pamuk''un bütün kitaplarını okumadım. Okuyacağım ama... Nobel aldığı için mutlaka okumamız gerekir bir Türk okuru olarak. Nobel alması, her şeyden önce muazzam bir başarı onu kabul etmek lazım” diye konuştu. Nobel''in yazınsal ölçütlere göre alınmış olduğunu varsaydığını söyleyen Demiralp, “Nobel''in nasıl verildiğini, kimlerin o romanları okuduğunu tam olarak bilmiyorum. Ama Nobel Türkiye''ye değil, Türkçeye değil, Orhan Pamuk''un kendisine verilmiştir. Bunu da görmek gerekir” ifadesini kullandı. Demiralp, sözlerini şöyle sürdürdü: “Okuduğum kadarıyla eleştirebileceğim bir konu: Türkçesi kötü Orhan Pamuk''un. Teknik bir değerlendirme yaparsam, Nobel verenler İngilizce yerine Türkçesini okusalardı ne düşünürlerdi bilmiyorum. Orhan Pamuk''un bir Türkçe sorunu var. Okuduğum romanları yapı olarak başarılı romanlar, başarılı bir romancı olduğunu teslim etmek gerekir. Ama Nobel verenler Türkçesinden okusalardı aynı değerlendirmeyi yaparlar mıydı, o konuda teknik bir şüphem var. Buna karşın Yaşar Kemal deyince, o... Devamı

05 10 2007

Yılları Biriktiren Bir Kitap ‘Oyalı Mendil’ / Kadir

Yılları biriktiren bir kitap ‘Oyalı Mendil’ Kadir İncesu   B. Fahrettin Fidan tam bir kitap kurduymuş deyim yerindeyse... Daha ilkokul öğrencisiyken simit alması için verilen harçlıklarını harcamaz kitaba yatırırmış. Bu yüzden çok azar işitmiş, dayak yemiş birlikte yaşadıklarından... 60 yaşını geçtiği günlerde ise aynı azarı eşinden işitiyor... Evin içinde nereye baksanız kitap dolu çünkü... Hatta büfelerdeki tabak bardakları çıkarıp yerlerine de kitaplarını koymuş... Eşinin durumunu düşünün artık... Kitaplarını da en az çocuklarını ve eşini sevdiği kadar seviyor. “Evde işim olmadığında, bir dolap önüne geçip kitaplarımı seyrederdim. Sonra birden içim kabarır, onları birer birer elime alıp okşardım. Tozlarını üflerdim. Adeta sevişirdim onlarla. Rafı boşaltıp hepsini tek tek elden geçirdikten sonra yeniden yerlerine koyardım.” (Haksız mıyım Ama ?, S. 92)   Didinmem neye yarar?   B. Fahrettin Fidan, Yalın Ses Yayınları tarafından yayımlanan ilk kitabı “Oyalı Mendil”de yazma nedenini şöyle açıklıyor: “... Ben yıllarca insanımı yüreğime doldurduysam, onunla, en azından duygularımı, sorularımın açılımını paylaşmam gerek. İyi kötü, az-çok edindiğim deneyimlerimi aktaramazsam, benim onca didinmem neye yarar.” “Yoksa Hasta mı Oldum” adlı öyküde son birkaç aydır kendisine oldukça sıkıntılar yaşatan hastalığından söz ederken yapmak istediklerini de ayrıntılı olarak anlatıyor... Gerçekleşen düşünceleri mutluluğuna mutluluk katarken gelecek için daha da emin adımlar atmasına yardımcı oluyor. Başkaları tarafından amatörce olarak değerlendirilen şiirlerini de kitaplaştırmak istediğini anlatıyor açık yüreklilikle: “... Onlar benim duygularımı yansıtıyorlar. Onlarda benim sevinç, mutluluk, acı ve gözyaşlarım saklı. Onlar bence, benim çocuklarım.”   50 yıl önce İstanbul   B. Fahrettin Fidan yaklaşık 50 yıl öncesinin Kartal’ını, Kadıköy’ünü kısaca İstan... Devamı

15 09 2007

Necati Tosuner: “Çok kısa öykü, öyle olması gerektiği için

Eski EdebiyataYeni Yorumlar Sayı: 107Temmuz-Ağustos 2007Necati Tosuner: “Çok kısa öykü, öyle olması gerektiği içinçok kısa olan öyküdür” <Sayı: 107 Temmuz-Ağustos 2007> Behçet Çelik Yeni öykü kitabınız Yakamoz Avına Çıkmak (Kanat Kitap, 2007) üç bölümden oluşuyor. Bu üç bölümde üç ayrı tarzda yazdığınız öyküler bulunuyor.Önce, birinci bölümdeki çok kısa öyküler hakkında konuşalım istiyorum. Kısalıkları ve cümlelerin dize gibi kesilmeleri nedeniyle şiir –özellikle anlatımcı şiir– sanılabilecek metinler bunlar. Yok, “şiir” demeyelim. Şair arkadaşlarıma ayıp etmeyelim. Övünmek gibi olmasın, ben hiç şiir yazmadım. Hiç mi?Hemen hemen hiç. Şunu diyorum: Bu yaştan sonra böyle bir şey yapmaya niçin kalkışayım ki?.. Ülkenin beş bin elli birinci şairi olmak beni kesmez! Yani, sayıda “birinci” var diye…Peki, bir denemenizde, anlatacağını en az sözcükle anlatan bir öykücü için, “sanki kalemle değil de makasla yazmış” gibisinden bir söz ettiğinizi anımsıyorum. Ama onlar “çok kısa öykü” değildi. Elde Kitap’ın son denemesidir. Barış Bıçakçı. Üç sayfada anlatıyordu anlatacağını. Çok beğenmiştim. Siz de bu birinci bölümdeki öyküleri kaleme alırken “makas”ınızı hiç korkmadan kullanmış gibisiniz. Öykünün “çok kısa” biçimlenmesi için “makas”ın işlevi artıyor kaçınılmaz olarak. Ha, şöyle bir şey oldu: Kitabın dosyasını Sinan Kılıç okumuştu. Baktım, ilk öyküden bir satır atmış. Vay be! Bir sözcük de ben attım. Adam Öykü’de yayımlanmıştı, şimdi kitapta –iyice– “makas”lanmışı var. Sizi bu denli kısa öyküler yazmaya iten nedir?Seviyorum. Eskiden Necati Tosuner Sokağı’nda yapmıştım. “Hadi, bir ‘çok kısa’ yazayım…” diyor değilim. Benim bu tür öykü için önerdiğim tanımlardan biri şöyledir: “Çok kısa öykü, öyle olması gerektiği için çok kısa olan öyküdür.” ... Devamı

22 07 2007

Oy Vermek Yetmiyor / Oktay Ekşi

22 Temmuz 2007 Oktay EKŞİ  oeksi@hurriyet.com.tr Oy vermek yetmiyor...MEYDANLARDAKİ kavga bitti. Sıra bu satırların yazıldığı cumartesi gününden, bu yazıyı okuduğunuz pazar günü akşamına kadar kafalarımızı dinlemeye geldi. O arada elbet, özlediğimiz bir Türkiye için sandığa giderek oy verip sonuçların açıklanmasını bekleyeceğimiz bir süreci yaşayacağız. Ama sadece oy vermekle iş bitmiyor.Sandıkların başında Sandık Kurulu üyelerinin olması yeterli güvence oluşturmaz. Hatta orada parti gözlemcilerinin bulunması da -deneyimlerin gösterdiğine göre- verdiğimiz oyun son noktaya kadar yansıtılmasına yetmeyebiliyor. Çünkü kurul üyelerinin birbirlerini ikna etmeleri, çabuk yorulan ve bıkan üye ve gözlemcilerin zaafından, öteki üyelerin veya öteki parti temsilcilerinin insafsızca yararlandığı biliniyor. Bu yüzden, sandıktan çıkan sonuçların bir üst kademe olan İlçe Seçim Kurulu’ndaki "birleştirme" işlemine başka şekilde aktarıldığı hayli sık görülüyor. Yasanın 108’inci maddesi bu "birleştirme" işlemi sırasında "siyasi partilerin aday ve müşahitleri (gözlemcileri) ve bağımsız aday ve müşahitlerinin, istedikleri takdirde hazır bulunacaklarını" emrettiği için kimse onlara engel olamaz. O yüzden hem İlçe Seçim Kurulu’ndaki işlemlerin açıkta yapılmasını sağlamak gerekir hem de sonuçlar İl Seçim Kurulu’na bildirilinceye kadar işin peşini bırakmamak şarttır."Uykum geldi, benim yerime sen bak" diyerek görevi terk eden gözlemci veya partili, hem kendisine, hem de desteklediği partiye ve adaya ihanet ettiğini peşinen kabul etmelidir.O nedenle İlçe Seçim Kurulu’nda yapılan birleştirme, yani sandık sonuçlarını toplayıp İl Seçim Kurulu’na bildirme işlemi, seçimlerin en hassas ve en kritik aşamasıdır. O yüzden çok önemlidir. Eğer İlçe Seçim Kurullarındaki toplamanın yanlış yapıldığını zamanında yakalayamazsanız çabalarınız işe yaramaz. Çünkü çoğu kez o yanlışı siz yakalayıncaya kadar "itiraz süresi" biter. Ondan ... Devamı

01 04 2007

Ölü Karımın Bir Ozanı Ziyareti

Ölü Karımın Bir Ozanı Ziyareti <Kitap-lık; Sayı: 102 Şubat 2007> İlhan Durusel Hiç kimseye yapmadığım şeyi ona da yapmadım. Başsağlığı dilemedim.İlhan Berk Sağ el, sağ kol, sağ omuz. Pembe yarası işlemeli.Sarmatyalı. İskitlerin içinden bir kısrak gibi çıkıp gelmiş.Bileğinde jilet dövmesi. Öbüründe açık yara, akar, akar, akar. Kabuğunda verallah tırnakizi, sıkıntıdan yırtmış derisini, teğelli. Çokeşliydi kendisi, çocukları çokuluslu.Tek memeliydi Afyonkeşin karısı. Amazon, böyle derdik biz ona, tek memesiyle emzirdi son bebeği. Afyonkeş, o tek memeden emdi Amazon’un özünü, bebekten kalanı.Neşeli, neşeli bir bebeğin dişizleri düz sinesinde dövme. Afyonkeşinkiler sedef kakma: kirli sarı ama kaburgalarına kadar yakın Amazon’un. En son, balığa giderken görmüşler Amazon’u: Sepet örgüsü saçı, şıpıdıkları.Eve ekmek getiren o. Evde yemek yemeyen Afyonkeş. Tek öğün yiyor artık, o da meyhanede, o da gece, o da arkadaşlarıyla sadece.Balığa bu ilk gidişi Amazon’un. Balığa son gidişi: — Tarabya sırtlarından kıyıya iniş. Kıyıdan utanma merasimi. Balık tutan tek kadın. Balık tutamayan tek o. Mektuplaşıyor Afyonkeş, kendi dilinde yani eski dilde. Anketlere, soruşturmalara cevap yetiştiriyor.“Şiirimiz açmazda” diyor; “romanımız yok”; “bizim diyebilceğimiz bir klasik bizim nesilden çıkacak” diyor, parantez açıyor, örnek veriyor, parantezi kapatıyor; o parantez edebiyat tarihinin bir dönemini kapatıyor. Düz, kısa şiirler yazıyordu bütün gün çardak kulede Afyonkeş, elinde kalem olmuyor böyle günlerde. Bir ses kayıt cihazı almış bitpazarından askerde. En yaşlı oymuş alayda, bin yaşındaymış nerdeyse. Alay içtimada, en arkada; en derin öksürüklü İstiklal Marşı’nda. Marşı, içinden öksürükle okurdu, kön kön gezerdi nöbette elleri cepte. Tektipleri giyip çarşı izni vermiş kendisine teskere günü. Rus Pazarı’na gitmiş doğru. Rus kadın onun ruhunda bir fal okumuştu ki çıpla... Devamı